Bu blog'da gerçekler ve bakış açıları sorgulanır...

27 Kasım 2009 Cuma

11-SİYONİZM VE KÜRTÇÜLÜK,PKK-FETO-AKP...

“TEVRAT’a göre, Yahudilerin başlangıcı İbraniler dir. İbranilerin ulu dedelerinden İBRAHİM babası ile HARRAN a gelir yerleşir. Babası öldükten sonra Allah ın emrine uyarak kabilesi ile Kenan diyarına (İncil de Filistin in adı) göç etmiştir. İbrahim kavmi daha sonraları İsrail kavmi adını almıştır. Allah bir gece rüyasında İbrahim e görünmüş ve Mısır Nehrinden Fırat a kadar olan toprakları senin nesline veriyorum diyerek bu toprakları İSRAİLOĞULLARINA bahşetmiştir...
Bugün İsrail in Nil den Fırat a kadar olan toprakları ele geçirmek hayalinin temelinde bu efsane yatar.
Ortadoğu daki mezhep çatışmaları, Kürtçülük hareketinin Türkiye nin güçlü devlet olmasını engellemesi, hatta Türkiye nin bölünmek istenmesi, İsrail in bölgede hakim güç olmasının önünü açacağı için İsrail ,ABD ve İngiltere tarafından desteklenmektedir.”
3K PLANI
1. Kerkük Kürdistan'a verilecek. (Kerkük+Musul petrolleri, Irak petrollerinin % 60'dır) Petrol savaşı! Kerkük’ün Kürdistan'a verilmesi ki bu büyük ölçüde gerçekleşmiştir.Planlı Kürt göçü nedeniyle Kerkük Kürt şehri haline getirilmiştir.Bknz:3.Madde
2. Kypros/Kıbrıs. Mutlaka Avrupa birliğine girmelidir. Çünkü,İsrail'in tam karşısında duran ve içinde İsrail toprağı olan önemli bir”vaat edilmiş” topraktır (İngiliz üsleri İsrail'in resmi toprağıdır.) Adadaki İngilizlerin görevi İsrail'i korumaktır ve tampon oluşturmaktır. Agrotur ve Dikelia üslerinin toplam toprak alanı Kıbrıs'ın % 17'sidir. Kıbrıs ayrıca İsrail'in “Kara para” aklama merkezidir. İbranice Kıbrıs “MAFU”dur(Mahfuz yani Vaad edilmiş toprak) “Kıbrıs'ın AB'ye girmesiyle İsrail'in de istediği anda üye olma yolu açılmaktadır. Çünkü Avrupa topluluğu içindeki Yahudi Diasporası yaklaşık 10 milyon kişidir(İsrail'den kalabalıktır). Sözkonusu Dias ilkesine göre "Çift yaşamlı toplulukların kendi ülkelerinden daha çok nüfus barındırması halinde, o topluluk hangi bloka dahil ise , temsil edilen ülke de o gruba aittir”(Bunun için bir Asya ülkesi olan İsrail, Avrupa spor karşılaşmalarında oynayabilmekte ve her türlü organizasyonunu Asya ülkeleriyle değil Avrupa Topluluğuyla yapmaktadır). Kıbrıs'ın % 17'si İsrail'in resmi (Fakat tarafsız bölge adıyla bilinen gizli devlet gibi saklı) bir parçasıdır. Kıbrıs,İsrail’in toprağındaki hissesi itibariyle AB’ye alınacaktır. (İsrail sonradan gelir elbette...)”
 3. Kürdistan:Siyonizm’in Yeni Asya’sı, Vaadedilmiş Büyük İsrail'in İsrail efendileri dışında tek tercih ettiği topluluk olan Kürtleri içermektedir.(Türklerin ve Arapların bu topraklardan tasfiye edilmesi gerekmektedir.)
Türk Kürdistanı:13 Milyon nüfuslu “Aczimendia”İsrail'in vazgeçilmezi olan GAP-Fırat-Murat ve Dicle stoklarını içermektedir.
, Irak Kürdistanı:Bir petrol ülkesi olmayan İsrail'i Petrol zengini yapacaktır(Trafsız bölge dışında).Irak'da 5 milyon kürt vardır ayrıca bu gruba dahil 1 milyonluk Suriye kürdistanı ile 6 milyon olmaktadırlar.
 İran KürdistanıYahudilerin Tarih'de ilk çıktıkları “Anavatan”larıdır,olmazsa olmazlardandır ve büyük nostaljik değeri vardır. Bu yüzden siyonistler ilk çıkış noktaları olan Civanşir ve yayıldıkları ikinci bölge olan Hamadan'da sembolik Kürt devleti kurma alıştırmaları yapmışlardır.(Hamadan Kürt devletini hem de Azeri Topraklarındaki Civanşir (Jevanshir) öteki adıyla”Kızıl Kürdistan”ı kurdurmuşlardır).Bu egzersizlerden sonra sıra Arz'ı Mev'ut'un bir parçası olan“Büyük Kürdistan”a sıra gelmiştir.Önce Irak'da kurulacaktır. (Türkmen ve
Arap'lardan arındırılacaktır.)ki bu kısa vadede oluşturulmuştur.

*Sırada Türkiye Kürdistanı var: Bu da uzun vadeli(30 yıl)büyük planın en önemli parçasıdır. Türkiyeyi AB içinde "Hak ve özgürlükler"söylemleriyle"Önce Otonom, sonra tam bağımsız Kürdistan'a yönlendireceklerdir.” Ermenistan'ın da AB içine alınmasıyla,Van'dan Doğuya doğru bir serbest dolaşım bölgesi oluşturulacaktır(Böylece SEVRes anlaşması yürürlüğe girecektir)
Bu Aşamaya Nasıl Gelindi:
Yazının bu aşamasında Siyonist yapılanmayı alttan üste doğru görelim.
1. Altta LİONSLAR (Mahalle komiteleri vb. Genç Leo (Lioness) kızlar ve genç Leon erkekler)
2. Bunun üstünde Rotaryenler.
3. Bunun üstünde Carbonary ve Masonnry (Farmasonlar)
4. Bunun üzerinde yani alttakilere emir verme yetkisine sahip Bilderberg .
5. Siyonizm kuruluşları (Bunlar sadece Yahudilerdir.) Dış İlişkiler Komitesi (CFR), Bohemian Grove, IMF ve Dünya Bankası,( IMF'in asıl dikkat çekilmesi gereken yönü Gizli Dünya Devleti'nin örgütleriyle arasındaki irtibattır. Fakat bu yönüne çok fazla dikkat çekilmez. Batılı araştırmacılardan Peter Thompson, IMF'in bu bağlantısı hakkında şu bilgiyi verir: "Batının uluslararası koordinasyonunu sağlayan aygıtların başında Batı Avrupa ve Kuzey Amerika elitlerini bir araya getiren Bilderberg toplantıları gelir. Bu toplantılarda alınan kararlar ise BM, IMF, Dünya Bankası, OECD ve NATO gibi ekonomik, politik kurumlar aracılığıyla hayata geçirilir."Diğer alt sınıflar ise "Yerli uşak"lardır. (Goyim)…
İngilizler, Güneydoğu Anadolu'ya girdiklerinde kendilerine verilen üç emir vardı:
İngiliz yüksek komiseri “Robeck “ anlatıyor;
Damat Ferit 7 Nisan da bana geldi.Ulusal hareketi bastırmak için her çeşit baskıyı kullanacağını söyledi.Ulusal Harekete karşı Anzavur Hükümetin elinde ilk silahtır.”diyor ve 15 Nisan dada şunlaları yazıyordu;”Hükümet Ulusalcıları lanetleyen bir bildiri yayınladı ulusal harekete karşı bir seri fetva ilan etti.Başbakan gelecekteki Türk Devleti için İngiliz mandası istedi.Musul ve Kerkük Kıbrıs gibi İngiliz toprağı olmalı”(Peki ama neden?)

“1. Gidebildiğiniz kadar, Kars'a kadar dahi Kürt ağırlıklı toprakları işgal ediniz. (Bunu can kaybından dolayı bırakıp, bu günlere ertelediler)
2.Kürt aşiretleri Mustafa Kemal'e karşı kışkırtmak için "Milliyetçilik ve Din Akımları oluşturun. Bu noktada şeyh’leri ve sait’leri yanınıza alınız. (İngilizler bunu kısmen başardılar ve Musul-Kerkük'ün de içinde bulunduğu misakı milli'yi parçaladılar. Buraları Kuzey Irak'a terk edildi.)
3. Başarmaya çalıştığımız isyanlar karşı direnişle karşılaşırsa, bunu askeri yoldan değil; politik yönden geleceğe taşıyınız. Milliyetçi kürtçülük akımını ve Din’i fraksiyonlarını destekleyiniz.” (22 Şubat 1919-Miralay Max Andrio)
                                                         
(*)“İşte Şeyh Sait’den ve Saidi Nursi'den başlayan bu akımlarla, “Yeni Asya” Kutlular, (kürtlerin dini lideridir) Süleyman Karagülle ve Aczmendi Tarikatleri’de oyuna dahil oldu” .(İleriki yıllarda bunlardaki Kürt söyleminden ve ağırlığından rahatsız olanlar için de Türk bazında Fethullah Gülen diye biri İsmi lazım değil (Yazıda bu şahıstan bu şekilde bahsedilecektir)gibi birden bire ortaya atıldı. Kürtlükten rahatsızlık duyan Türk yobazlar akın akın bu sonuncu işleme ve eyleme katıldılar.)”
*(”Bu konuya tekrar değineceğim”)
Kürtçülük hareketinin ülkemizdeki siyasi bir teşkilat olarak ilk organizasyonu II. Meşrutiyetle birlikte 02 Ekim 1908) tarihinde İstanbul'da kurulan Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti ile olmuştur.(Osmanlı daki Yavuz Sultan Selim zamanında 1514'de başlayan Şii Aşiret ayaklanmalarından Cumhuriyet tarihine kadar olanlar göz ardı edilmemiş.Konuyla ilgisi olmadığı için başka paylaşımlara saklanmıştır.) Gizli Kürt Teali Cemiyeti’nin kurulmasına ön ayak olan dış emperyalist güçler ile Arz-ı Mev’ud felsefesinin gerçekleşmesi için her türlü hileye ve eyleme baş vuran Siyonistler, Türk aleyhindeki yıkıcı ve bölücü faaliyetler sırasında Siyonist Ajanlar, gizli Kürt Teali cemiyeti ile ilişki kurmuş ve kendilerini destekleyeceklerine dair teminat vermişlerdi. Aralarında yaptıkları işbirliği ve Doğu Anadolu Bölgesinde giriştikleri tahrikler sonucu, 1925’de Piran Köyünde “Şeyh Sait İsyanı”nı başlatmışlardır.
“Tarih Dersi:”
Balkan Savaşından sonra, İngiltere ve Çarlık Rusyası, Fransa, Almanya ve İtalya Osmanlı İmparatorluğu topraklarından hak iddia ederek, Ermeni, Rum, Yahudi ve Arap gibi azınlıklar ile, Kürt aşiretleri içersinde yaptıkları tahriklerle devlete karşı isyan provalarını teşvik etmeye başlamışlardır.
Mondros Mütarekesi'nden sonra Osmanlı İmparatorluğunun dağılma ve paylaşımı gündeme geldiğinde, Osmanlı'nın bu zayıf durumunda, yıllar yılı sadık vatandaş gibi görülen ve Osmanlı zamanında önemli makamlara getirilmiş olan ihanetçi bazı Kürt vatandaşları, içlerinde gizledikleri bağımsız Kürdistan hayalini gerçekleştirme yönünde harekete geçerek İstanbul'da peş peşe cemiyetler kurdular. 1912 yılında kurulan "Kürdistan Muhibban Cemiyeti" ve Hevi Cemiyeti bunlardan bazılarıdır.Bu cemiyetlerden en önemlisi Mayıs 1919 da kurulup kısa zamanda İstanbul'daki hemen hemen tüm Kürtleri bünyesinde toplamayı başaran Kürdistan Teali Cemiyetidir.Kürtdistan Teali Cemiyeti İstanbul'dan sonra Elazığ, Diyarbakır, Malatya ve Muş illerinde şubeler açmıştır.
Osmanlı İmparatorluğunun zayıflamaya başladığı çöküş dönemiyle birlikte devlet idaresine karşı gelen imtiyazlı aşiret ve gruplar zaman zaman başkaldırarak isyan çıkartmışlardır.
*Bu isyanları, Cumhuriyet' ten önceki ve Cumhuriyet' ten sonraki dönemdekiler olmak üzere iki bölüm halinde incelemekte fayda bulunmaktadır.
Cumhuriyetten önce (18), Cumhuriyetin ilanından sonra da idareye karşı muhtelif gerekçelerle (25) ayrı isyan meydana gelmiştir.
19. yüzyılda çıkan isyanlar ile daha sonraki yıllarda görülen Kürtçülük faaliyetleri, İngiltere, Fransa, Rusya ve diğer bazı devletlerce daima desteklenmiştir. Bu isyanların sebepleri ve sonuçları itibariyle en önemlileri Şeyh Sait İsyanı ve “Dersim” İsyanıdır.

 *1923-1960 Arası Dönemde Kürtçülük Faaliyetleri
Osmanlı Devleti döneminden beri birtakım emeller peşinde koşan Dış güçlerin, Cumhuriyet döneminde de ulusal çıkarlarına dayanan politikaları ile aynı oyunlarına devam ettikleri görülmektedir.Cumhuriyet Hükümeti, 1911 Trablusgarp savaşlarından itibaren 9 Eylül 1922’de Yunan ordularının denize döküldüğü tarihe kadar geçen 11 yıl boyunca ülkenin uğramış olduğu büyük tahribatı ortadan kaldırmak ve Genç Cumhuriyeti sağlam temeller üzerine oturtma mücadelesi verdiği sırada geçmişte örnekleri görüldüğü şekilde Kürtçü faaliyetlerin tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. Bu tehditlerin ilki ve en büyüğü şüphesiz” Nakşibendi Şeyhi Palulu Sait”in isyanıdır.
 Şeyh Sait İsyanı Başladı 1925
*Şeyh Sait İsyanı
Kapatılan Kürt Teali ve Terakki Cemiyetinin liderleri ile dış güçlerin destek ve teşvikleri ile Şeyh Sait isyanı tezgahlanmış Şeyh Sait ayaklanması 13 Şubat 1925 tarihinde Piran hadisesi ile başlamış ve 15 Nisan 1925 tarihine kadar iki ay devam etmiştir.
Şeyh Sait'in liderliğinde Piran'da ayaklanan gruplar kalabalık silahlı çeteler halinde kuzeyden Erzurum'a, güneyden Diyarbakır önlerine kadar gelmişlerdir. "Din elden gidiyor" sloganı ile ve ellerinde Kur-an'la ilerledikleri için yöre halkı şaşırmıştır. Asiler, üzerlerine bir hazırlık yapmadan gelen birlikleri de geri çekilmeye zorlamışlardır.
Bazı illerimizde seferberlik ilan edilmiştir. Sonunda ayaklananlar yavaş, yavaş kıstırılmış ve yok edilmişlerdir. Bir tarikat lideri olan isyancıların başı Şeyh Sait ve diğer elebaşları da yakalanarak İstiklal Mahkemeleri' de yargılanmış ve idam edilmişlerdir.
İsyanın Gerçek Sebepleri
Lozan anlaşmasına göre, en eski Türk şehirlerinden biri olan Musul'un durumu, Türk-İngiliz görüşmeleriyle halledilecekti. Türkler Misak’ı Milli sınırları dışında Musul'u bırakmak istemiyor, İngilizlerde petrol çıkan bu bölgeden vazgeçmiyordu. Türkiye Musul'u almak için askeri harekat için hazırlıklara başlamıştı.Bu arada İngilizler her türlü desteği sağlayarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu da bulunan Kürt kökenli aşiretleri kışkırtarak, onlara ayrı bir devlet kurma vaadinde bulundular.Türk ordusu ayaklanmayı bastırmak için vakit kaybetti ve bu arada İngiliz'lerin Musul'u savunmak için tedbir almaları kolaylaştı. İngiltere amacına ulaşmış oldu. Gencecik Cumhuriyet, vatanın bölünmezliğini korumak ve rejimi pekiştirmek zarureti yüzünden, Musul'u kuvvet kullanarak almaktan vazgeçmek zorunda kaldı.
Dersim İsyanı
1937 yılında ise aynı güçler Türkiye üzerindeki oyunlarıyla Dersim İsyanını sahnelemişlerdir. İsyanın çıkmasında dış güçlerin önemli etkisi olmuştur.Dini görünüm altında sergilenen ve "Milli karakter taşımayan bu isyan hareketlerinin bastırılmasında pek çok aşirette Devlet güçlerinin yanında yer almıştır"(Burayı özellikle vurguladım çünkü bilinenlerin aksine devlet tek başına bu isyanı bastırmamış yörenin kendi halkındanda destek almıştır) Dersim Ayaklanması 1938’de tamamen bastırılmıştır.
Dersim isyanından sonra 1950’li yıllara kadar etkinlik göstermeyen Kürtçülük faaliyetleri bu tarihten sonra tekrardan kendini göstermiştir.
1950 seçimleri ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölge halkından da bir çok temsilcinin Meclise girmesi ile emellerine ulaşamayan militan unsurlar, bu temsilcileri Kürt davasına ihanetle ve işbirlikçilikle suçlamışlardır. Bu suçlamayı yapan militan unsurlar 1958 yılında illegal Kürt İstiklal Partisini kurmuşlar ve parti bünyesinde faaliyet göstermişlerdir.
Sol, Marksist ideoloji doğrultusunda faaliyet gösteren bu cemiyetin mensupları 1959 yılında tevkif edilmişler ve 27 Mayıs ihtilalini takiben 8 Ocak 1961 tarihinde yargılanmaya başlanmışlardır.
1950 sonrası İkinci İllegal bir Kürt Teşkilatı yabancı uyruklu öğrenciler tarafından kurulan Kürt Talebe Cemiyetidir. Bu cemiyet mensupları da daha sonra Devlet güçleri tarafından yakalanarak tutuklanmışlardır.Nitekim, 1959 yılından sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da müstakil bir sözde Kürdistan Devleti kurma girişimleri de başlamış oldu…

*“Arkadaşlar bu tarih dersinden dolayı umarım beni bağışlarsınız.Detay ve ilgisiz gibi gelen bu konuları paylaşmazsam konunun akışına ihanet etmiş gibi olacağımı düşünüyorum.Görüldüğü gibi isyanların tamamı Dış güçlerin desteği ve organizasyonuyla olmuştur”
“1950 lerden sonra emellerini gerçekleştirme yolunda tekrar organize olmaya çalışan Kürtçülük hareketi asıl büyük atağını 1974 yılında adı lazım değilin kurduğu” sözde ideoloji ile şekillendirdiği PKK örgütüyle başlatmıştır ve adı lazım değil fiili başkanlığını yakalandığı tarih olan 15 Şubat 1999, saat 19.30’a kadar sürdürmüştür.( Adı lazım değil'ın yakalanmasında Mossad'la işbirliği yapıldığına dair söylentiler Mossad tarafından şiddetle yalanlanmıştır)”(Şu anda devletin tahsis ve modernize ettiği karargahında yönlendirmelerine devam etmektedir)
Yukarıdaki 1974 tarihine dikkat çektikten sonra “Irak Kürdistan”ına bir bakalım:

*Irak Kürdistanı:
“Siyasî bir bakımdan özerk, federal bir bölge olarak uluslararası, resmî tanınmaya sahip olan tek bölge Irak'ın Kürdistan Bölgesel Yönetimidir” Irak'ın kuzeyinde bulunan bölge 11 Mart 1970'de Saddam Hüseyin ve Mustafa Barzani arasında yapılan anlaşma üzerine kuruldu. Özerklik anlaşmasına göre Irak'ın kuzeyindeki üç il, yaklaşık 37 000 km²'lik bir Bölge, Erbil de kurulucak bir yerel Parlamento tarafından yönetilecekti. Bunun yanısıra Irak Meclis'inde 5 bakan ve başbakanvekili Kürt olacaktı. Kürtçe ülke genelinde Arapça'nın yanısıra ikinci resmî dil olacaktı.İran-Irak Savaşı sırasında bu bölge merkezi hükûmet´in kontrolünden çıkmış, İran saflarında Saddam Hüseyin´e karşı yer almıştı. Saddam Hüseyin savaştan önce anlaşmayı kaldırmış ve 1974 de Kürt bakanları meclisten çıkarmıştı.(Bu başlangıçtan sonra Birinci Körfez Savaşı öncesi ve savaş sırasında Saddam Hüseyin'den kaçan on binlerce Kürt Türkiye Cumhuriyeti'ne sığındı.)
Peki kim bu Barzani:
“Tarihçi Ahmet Uçar, Osmanlı arşivlerinde bölgede bir tek Barzani ailesi bulunduğuna dair kayıtların yer aldığını hatırlatarak, günümüz Barzanilerinin atalarının Yahudi olduğundan şüphe duyulamayacağını ifade etti.”
Kendisi de bir Kürt Yahudisi olan ve Los Angeles California Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Prof. Yona Sabar’ın, 1982 yılında Yale Üniversitesi tarafından yayımlanan ‘The Folk Literature of the Kurdistani Jews: An Anthology’ (Kürdistan Yahudilerinin Halk Edebiyatı: Antoloji) isimli kitabı Barzanilerin soyu ile ilgili çarpıcı bilgiler içeriyor. Prof. Sabar’ın verdiği bilgiye göre,” Kuzey Irak’ta 16 ve 17. yüzyılda Barzani ailesine mensup hahamlar Yahudi eğitim kurumları oluşturmuşlardı. Bu aileden Haham Nathanel Barzani, bölgede seçkin bir kütüphaneye de sahipti. Bu kitaplar, yine haham olan oğlu Samuel Barzani’ye miras kalmıştı. Amerikan Yahudileri tarafından tam bir yüzyıl sonra kabul edilecek olan ilk kadın haham da Samuel Barzani’nin kızı Asenath Barzani’dir.”
Fetullah Gülen
(*)İle işaretlenmiş yukarıdaki parağrafta sözünü ettiğim birinci aktörden ve yapıtlarından sonra 2.aktörümüzede bir bakalım:
Kürt bazında söylemlerden ve kürt ağırlığından rahatsız olanların iknası görevi Din Maskesini takmış olan Fetullah Gülen’e verilmiştir.
1970'lerin ortalarında, Milli Görüş istikametinde hizmet gören Ak-Evler hareketinden koparılarak "Akyazılı" Vakfı kurdurulan Fetullah Gülen, giderek Bediüzzaman'ın çizgisinden uzaklaşarak masonik merkezlere yaklaştı. Karmaşık ve karanlık ilişkiler ağına Katıldı. Hiçbir resmi sıfat ve statüsü bulunmayan sade ve samimi bir hoca efendinin değil, bakanların ve başkanların bile erişemediği uluslar arası bir protokol pozisyonuyla; Papa yla programlara... Politikacı larla pazarlıklara başladı.
Fethullah Gülen ile Papa II.Jean Paul 1998 Şubat'ında Vatikan'da buluştular. Gülen'in basın önündeki açıklamalarından da anlaşılacağı üzere ABD Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz buluşmada başrolü oynadı. Fethullah Gülen 8 Şubat 1998 günü Vatikan'a hareketinden önce yaptığı açıklamada "Birkaç ay önce Abramowitz cenaplarının yardımıyla bu buluşma gerçekleşti" dedi. ABD eski Savunma Bakan yardımcısı Richard Perle, FBI ve MOSSAD'ın paravan Yahudi örgütü Ayrımcılıkla Mücadele Birliği (Anti-Defamation League/ ADL) buluşmayı organize edenler arasındaydı(Amerika'daki Siyonist lobisinin en güçlü kolu ADL, Gülen'in kitaplarının Amerika'da İngilizce olarak yayınlanmasınıda üstlenmiştir). Vatikan buluşmasının temelleri, Gülen'in sağlık (!) kontrolü gerekçesiyle bulunduğu New York'ta atıldı.
Zamanın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'ya yakınlığı ile tanınan ADL başkanı Abraham H. Foxman, Zaman Gazetesi’ndeki açıklamasında kitap olayını şöyle anlatıyor: "Kendisinden İslam'da hoşgörüyü anlatan kitaplar yazmasını rica ettik"
ADL'nin gerçek kimliği 1992 yılında iki ajanının yakalanmasıyla belgelendi.Ajanlar Tom Gerard ve Roy Bullock'un evlerinde çıkan bilgiler ve ifadeler ADL'nin kirli ilişkilerini su yüzüne çıkardı. . New York'lu gazeteci John Ross'un haberine göre; "ADL'nin MOSSAD, Güney Afrika ırkçı rejimi ve İngiliz istihbaratıyla bağlantıları ortaya serildi."
AK EVLER-AK YAZILI-AKP(Okunuşu Ak Parti)ve ADL
“Abraham Foxman’ın Siyonizmin dünya çapındaki önemli temsilcilerinden,ABD’nin önde gelen Yahudi Kuruluşu ADL’nin (anti defamation league) başkanı olduğundan bahsetmiştik.Bu zat AKP ilede yakınmıdır acaba?”
1998: Fethullah Gülen’in Papa ile görüşmesine aracılık yaptı.
2001: AKP kurulmadan önce 2001 yılında Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ile yaptığı gizli görüşme basında yer almıştı.
2004: New York Yahudi cesaret ödülünün ilk kez bir Müslümana verilmesine de ön ayak oldu. Böylece Recep Tayyip Erdoğan “Yahudi Cesaret Ödülü” olan Davut Boynuzunu alan tek Müslüman devlet adamı olmuştu.
30 Ocak 2009: Ve…One Minüte…Başbakan Erdoğan’ın Davos çıkışından sonra Foxman şu açıklamayı yaptı: “Türkiye’deki Yahudiler tehdit altındalar. Bunda Milli Eğitim Bakanının yaptığı uygulamaların, Başbakanın sözlerinin çok büyük etkisi var. Başbakanın kelimelerini çok bilinçli seçtiği ortada. Çok sert konuşuyor. Medyayı Yahudiler kontrol ediyor. Onlar beni istemiyor gibi cümleler kullanıyor. Biz dosttuk. Bu duruma nasıl geldik? “
23 Eylül 2009:Gazeteler, One Minüte’ün tarih olduğunu yazdılar… Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD’ye ziyaretinin ilk saatlerinde yaklaşık 50 kadar Yahudi kuruluşun temsilcisini, New York’ta kaldığı tarihi Plaza Otel de kabul etti.
Bu görüşmeden sonra Foxman bu sefer şu açıklamayı yaptı: "Toplantı sırasında hiç birimiz bu konuyu açmadık, Erdoğan da bu konuyu dile getirmedi. Biz unuttuk ve yaşananları tarihe gömdük…Bizim açımızdan en önemlisi, Başbakan Erdoğan’ın New York’a gelir gelmez ilk önce bizi kabul etmesidir. Bizim için en önemli olan nokta bu , çünkü Başbakan Erdoğan bize verdiği önemi göstermiştir.”
"Foxman-Erdoğan ilişkisi devam edip gidiyor. Filistin’de çocuklar öldü, ölüyor, ölecek..Başbakan Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanına ne demişti: “siz öldürmeyi iyi bilirsiniz”
Şimdi ise öldürmeyi iyi bilenlerle İran, Suriye pazarlığı yapıyor.13 yıl önce “Kürt devleti mutlaka kurulmalıdır”diyen Kaddafiyle karşılıklı vizeleri kaldırıyor.Sizce bunlar tesadüfmüdür?”
*(ERDOĞAN: Cesaret-Courage (Carbonary Courageous Shield)Yahudi cesaret madalyası(Dünyada bu madalyayı alan tek Müslümandır.)
MM: (Maltaise Medall/Malta şövalye madalyası)
BB:Brave Bross (Cesur Birader Nişanı)
BB:Big Brain sertifikası....Aldığı diğer madalya ve ödüllerden bazılarıdır...
*Ampul:Yedi Isık, Yedi Sır…
AKP Parti tüzüğünün 3. Maddesinde amblemlerinin ampul olduğu ifade edilmektedir.
"Ampul bir ısık kaynağı değil sunucusudur. Ancak bir elektrik hattına bağlı anahtar açıldığında ısık verir.AKP’nin ampulünü yakıp söndüren anahtarın basında kim var?."
Ampulün etrafında 7 ısık huzmesi vardır. AKP tüzüğünün 4. Maddesinde 15 temel amaç varken neden 7 ısık?7 ısık huzmesinin anlamı ampulün bağlı olduğu, hatta anahtarı elinde tutanların prensipleri olabilir mi?
Kısaltılmıs parti adı olarak, kendilerine AKP yerine “AK parti” denmesini istemektedirler. Neden “AK”? Sembolleri ampulün, baska örgütlerin sembolleriyle benzerlikleri var mıdır?.
*Kabala’nın simgesi: AMPUL
Kabala (İbranice Qabbala):Kelime anlamı, “alma, kabul etme” olan bir Yahudi mistik öğretisidir.
Yahudilerin gizli sırlar öğretisi olarak bilinen Kabala, son günlerin moda akımı.
Kabalistlerin ’ Isık’ dedikleri sey, Yaradan’ın sonsuz ısığıdır. Kabala’da ‘ısık’, bir
ampulle simgeleniyor."(Güler Kömürcü / AKSAM / 05 Ağustos 2005)
Bu öğretiyi anlatan bir kitabın ismi“Allahın Lambası,Yahudi Işığının Kitabı (The Lamb of God: A Jewish Book of Light) olarak dilimize çevrilmiştir.Kabala’cı NATHAN GAZA (1643-1680)
Sahte Mesih Sebatay Sevi’nin peygamberi olarak meshur oldu. Takipçileri O’nu
“Buzzina Kaddisha” Kutsal Lamba olarak adlandırdılar ve beraberinde Mesih’in Isığını getirdiğine inandılar.Sevi İslam’a döndü. Ancak Nathan, diasporadaki Yahudilere Sebatay’ın müdafii olarak misyoner faaliyeti üstlendi. 
Sabetay Sevi:(1626-1676)
Yahudi dünyası, O’nun söz verilen Mesih ve Tanrı’nın yeniden doğusu olduğuna inandı. 1666 yılında İstanbul’a yerlesmek istedi. Yakalandı ve idamdan kurtulmak için İslam’a döndü.
NATHAN ve takipçileri buna değisik bir yorum getirdiler.Sebatay’ın din değistirmesi, gerçekte, ısığın kaybolan kıvılcımını kurtarmak için“klippotic (yeniden ortaya çıkmak için saklanacağı kabuk)”âleme doğru inisini temsil etmektedir. Anadolu’daki Sebatay inananları Hıristiyan veya Müslüman görünüs altında hâlâ O’na bağlılık ve ibadetlerini gizlice sürdürmektedir.www.kheper.net/topics/Kabbalah/SabbatiZevi.htm

Isık… Neyin Isığı?Tevrat=Lamba=Isık.Kabalistlerin “ısık” dedikleri sey, “Tanrı’nın sonsuz ısığı”dır. Kabala’da Isık bir“ampul”le simgeleniyor.”(Yaman Törüner, Milliyet, 30 Temmuz 2005)

“Avi Ben Mordechai’nin “Tevrat’ın Isığında Yeni Ahiti Anlamak” adlı öğretisinde”On Emirden biri, bir lambadır ve ısığı öğretir.” İbrani dilinde bu söz “Öğreti Tevrat”tır…”Olarak tercüme edilmistir. Bu nedenle Tevrat Isık olarak tanımlanır. Bu tanımlara göre Kitab-ı Mukaddes 119:105 e bakıldığında.“Senin sözün yolumu ve ayaklarımı aydınlatan lambadır” (Yahudi Köklerini Kucaklama, To Embrace Hebrew Roots: Part VIII,www.seekgod.ca/printliteralkab )

*Ak Partinin amblemi:
“Ampulün etrafında 7 ısık huzmesi vardır. Ak Parti, adaleti, kalkınmayı ve aydınlanmayı ülkemizin her bölgesinde tesis etmenin gayreti içindedir. Bunu basarmak için tüm gayret ve imkânlarıyla çalısacaktır.”(Ak Parti Kurum Kimliği Kılavuzu, 2006 “Ak Partinin amblemi” sayfa 7)

*ABD’de bulunan Hürriyet heykelinin asıl adı “Dünya’yı aydınlatan Hürriyet”tir (Liberty Enlightening The World) Heykelin basında taç 7 ısık huzmesinden olusur. (Hürriyet Heykeli Tanıtım Kataloğu)

 - “İlluminate”İtalyanca köklü bir kelimedir. Aydınlanma demektir. Fransızcada ısık
anlamına gelen “la lumiére” kelimesi de aynı kökten gelir. 1776 yılında Almanya’da
kurulan Illuminati örgütünün, içinde her ulustan ve dinden etkili isimlerin bulunduğu
gizli bir mason kardeslik cemiyeti olduğu bilinmektedir."
Yedi Kollu Samdan Masonların önemli simgelerinden birisidir. Geleneksel olarak altından yapılır… Aynı zamanda 1948’de kurulan İsrail’in Devlet Amblemidir.” www.milliyet.com.tr/2001.09.09/guncel/gun01.html
İsrail simgesi Menorah”, Kudüs’teki eski tapınakta kullanılan 7 kollu samdan
ya da lamba tutacağıdır…”(Josephus, The Jewish War, G.A.Williamson, Tanslator, Panguin, 1959 www.stateofisrael.com/emblem/ )


*Menorah Basbakan’ın Yanı Basında
-1 Eylül 2004’te ATV Ana Haber Bültenine konul olan Basbakan Recep Tayyip Erdoğan, Basbakanlık Konutu’nu, ATV’ye açarak canlı yayında gündeme iliskin mesajlar vermisti.
“…ATV’de yayınlanan Ali Kırca-Tayyip Erdoğan sohbetinde ekrana gelen samdan, Basbakan’ın konusmasıyla tezat yaratıyordu.Basbakanlık Konutu’ndaki bu samdan ekrana getirilis açısından Yahudilerin 7 kollu kutsal “Menorah”ı gibi görünüyordu…”(Yurtsan Atakan, Hürriyet, 12 Eylül 2004)
*Yedi Katlı Cesaret Ödülü
Erdoğan, ABD’deki önde gelen Musevi kuruluslarından Anti Defamation League tarafından "İkinci Dünya Savası’nda soykırıma uğratılan Musevileri kurtaran Türk diplomatlara verilen cesaret ödülünü Türkiye adına aldı".Erdoğan: Bu ödülü kabul ederken “vatandaslarım adına nefreti ve zorbalığı mağlup etmeye yönelik çabalarımıza devam etmeyi ve daimi barıs ve
adaletin tohumlarını ekmeyi taahhüt ediyorum.” (Sabah, 10 Haziran 2005)
-Ödül plaket tahtasında 7 adet bakır rölyef dikdörtgen plakanın varlığı dikkat çekmektedir.
* Erdoğan 27 Ocak 2004’te ABD Yahudi Komitesi (AJC)tarafından da ödüllendirildi.

Yeni Dünya Düzeni kurma amaçlı bu örgütün(İlluminati) çıkısındaki 7 temel hedefin içinde, altıncı sıradaki hedefleri: dinlerin ortadan kaldırılmasıdır. Birinci açıklanan amacı:Düzenli hükümetlerin yıkılması…”(Serdar Turgut, Aksam, 1 Eylül 2004)
“Hedef dünyada devletlere karsı bir inançsızlık yaratmak, dinleri birbirine düsürmek, … Ve sonunda da dünyaya yeni bir düzen getirmektir.”(Serdar Turgut, Aksam, 25 Mayıs 2004)
Dünyadaki küresellesmeye bütün samimiyetimle inanıyorum.”(Erdoğan, 22.07.2002, Kanal D)
Türkiye, küresellesmenin markası haline gelecektir.”(Erdoğan, 10.12.2002, ABD)

*Ulus devletlerin yıkılması
“…Resmi ideoloji ırkçı bir kisilik tasıyor, bu yapısıyla da milli bütünlüğü koruması mümkün değildir. Su anda Türkiye Cumhuriyetinde 27 etnik grup yasamakta. Bu 27 etnik grubunda varlıklarının tanınması gerekmektedir.“Türkiye Türklerindir” gibi tezler yanlıstır.Türkiye’nin 70 yıllık tarihi bosa harcanmıs bir zamandır.”(Tayyip Erdoğan, 2. Cumhuriyet Tartısmaları, Metin Sever-Cem Dizdar,1993)

*Medeniyetler İttifakı altında evrensel değerlerin ve tek kültürün hakimiyeti
“…Ulusal Kültürlerin küresellesme içinde varlıklarını korumaları için değisim zorunlu bir dinamiktir. Yani alt değerleri, üst değerler olarak takdim etme yanlısına düsmemeliyiz…”(Tayyip Erdoğan, 20.01.2004,TBMM grup toplantısı)

*Din ve Kültürlerin Ortadan Kaldırılması
“…Helenizm ile Frigya uygarlığı Anadolu’nun tam ortasında vücut buldu.Avrupa ve Paris adlarının Anadolu mitolojisinden geldiği söylenir. Akdeniz kültürünü iste böyle iç içe örebildik. Peki, sonra ne oldu? Ortak değerlerimizi daha ileriye götürüp yaygınlastırmak yerine medeniyetler çatısması tezini ortaya attık.Bu ortak bilinci engelleyen tek sey, tarihten gelen karsılıklı güvensizlik duygusudur. Bu güvensizliği “Din ve Kültür gibi suni bölünmelerle” maalesef hala daha beslemeye devam ediyoruz.”(Tayyip Erdoğan,17 Ekim 2003, İspanya)
"Erdoğan, medeniyetler ittifakının eş baskanıdır.Erdoğan, ülkemiz dâhil 22 İslam ülkesinin haritalarını değistirme ve Ortadoğu’da yeni bir düzen kurma projesi olan “Büyük Ortadoğu Projesi”nin eş baskanıdır."
*israil’in güvenliği için Lübnan’a asker göndermenin amacı, siyon haritasını çizmeye katkı sağlamak olabilir mi?
*Irak’ta, Kıbrıs’ta, AB’de bu gayri milli politikaların sebebi gizli iliskiler olabilir mi?
*Annan’a Davos’ta Kıbrıs’ı teslim sözü verilmesi; Berlusconi’ye ek protokolü imzalama sözü verilmesi; PKK ile ateskes görüsmeleri bizlere bir seyler anlatmıyor mu?
*Topraklarımızın satılması, Ekonomimizin yabancılastırılması tesadüf olabilir mi?
*Ilımlı İslam ve İslam’da reform tartısmaları tesadüf mü?
*Patrikhaneye neden ekümeniklik sıfatı verilmek istenmekte?
*Kuzey Irak’ta bağımsız Kürt devletinin önünü kimler açmaktadır?

Siyon Protokolleri ve KuklaYönetimler
Siyon Protokollerinin 2.sinde yer alan konulardan birinin baslığı da şudur.
Hizmete elverislilikleri derecesine göre halk arasından seçeceğimiz, kölece itaat etme kapasitesi olan idareciler, ülke idaresine hazırlanmıs kimseler olmayacaktır. Bu efendiler çocukluklarından beri bütün dünya islerini idare noktasından yetistirilmis bilgin ve çok zeki danısmanlarımızın ve uzmanlarımızın ellerinde kolaylıkla birer oyuncak haline geleceklerdir”.(Will Durant-Roger Lambelin, Yahudiliğin Tarihi ve Siyon Liderlerinin Protokolleri, Okumus Adam Yayınları, Eylül 2004)

“…Erdoğan Batı için az bulunur bir ürün. Bu yüzden de onlar için değerli. Batı’nın hiçbir Müslüman lidere söyletemeyeceği seyleri,Erdoğan içinden gelerek söylüyor…”(Fatih Altaylı, Hürriyet,7Subat 2004)
“…Tayyip Erdoğan’ı kullanın, deliğe süpürmeyin…”(Cüneyt Zapsu, Basbakan Danısmanı, ABD)
“…Kimlik değisimi karsısındaki tereddüt, toplumumuzda gözükmemektedir…”(Erdoğan, 24 Ocak 2004, Davos)
“…ABD asker isterse göndeririz…”(Erdoğan, 23 Ekim 2003, CNN Türk)

Not:”Ampul:Yedi Isık, Yedi Sır” başlığından bu noktaya kadar olan paylaşım tamamen derlemedir"

                                         *********************************

"Mustafa Kemal'in sevmediği iki zümre vardı. Birincisi dönmeler ikinci ise masonlardı... 
Bir gün eski Adliye Vekili Mahmud Esat Bozkurt'u çağırdı. Kendisine masonların taksimat, teşkilat, ahvalini bildirir bir kitap verdi. "Bunu güzelce mutalaa et, bir takrirle Halk Partisi grup başkanlığına ver, grupta bunlara şiddetli hücum yap ve grupça kapanmasına dalalet et. Senin de bu işte büyük şeref payın olacaktır" dedi. Grup danışmanı Mahmut Esat Bozkurt, riyaset makamına bir takrir verdi ve takririnin okunmasını reisten rica etti. Hülasası şöyleydi: "Masonluk kökü dışarıda bir Yahudi tarikatından başka bir şey değildir, memleketimizde bunun ne işi vardır? Bunu da grup kararıyla kapatalım..." Ertesi hafta Recep Peker geldi ve kürsüye çıkarak şu müjdeyi verdi: "Arkadaşlar, yarından itibaren Türkiye'de masonluk kalmamıştır ve bütün localar kapanmıştır..." Salonda bir kıyamet koptu, alkışlar, bağırmalar tavanları çınlatıyordu…" (İbrahim Arvas, Tarihi Hakikatler, s.71–72)

-"Yazdıkça yazasım geldi ama yine de bitmedi.Küçücük bir bölümüde daha sonra paylaşmak için sizlerden anlayış rica ediyorum…"

Gelecek Bölüm:ARMAGEDON:Son savaş.( “Yahudiler zion’a girdiklerinde gökte bir kuyruklu yıldız belirecek.Denizin iki yakasında ordular meydana gelecek…)

20 Kasım 2009 Cuma

10-BİLDERBERG ve TÜRKİYE ÜZERİNE PLANLAR...

İsrail’in Parlamentosunun, yani Knesset’in girişinde “İsrail’in sınırları Nil’den Fırat’a kadardır” diye yazdığını biliyormuydunuz..
İsrailli Amotz Asael, “Orta İsrail: Kürt Herzl” başlığını taşıyan olağanüstü senaryosunda ne yazmıştı? “Biz Siyonistler, yirminci yüzyıla Türkler’in nefret ettiği kimseler olarak girdik. Ama şimdi Türkiye ile İsrail sıkı dost. Aynı durum Kürtler için de söz konusu olabilir.”

Yani, İsrail, Türkiye’deki Sabetaycılarla, masonları kullanarak, Irak’ın ardından Türkiye’yi de parçalayıp, Büyük Kürdistan’ı, yani “Orta İsrail”i kuracak; Ama Türkiye, hem İsrail’le, hem de kurulacak olan Kürdistan’la dost olmaya ve kendini sömürtüp, kullandırmaya devam edecek!
Mayınların temizlenmesi ile gündeme gelen askeri muhimmat uzmanı Ahmet Zengin ortaya 3 harita koydu. Ve bakın haritalarda ne var.
04/06/2009 - 16:24

Haritalar üç ayrı kaynakta yer alıyordu ama hepsi de aynı alanları işaret ediyordu.
BİRİNCİ HARİTA: "Bu haritayı 1986 yılında Arapça-İngilizce bir kitapta buldum. İskendurun'da görev yaparken bu harita ile oradaki politikaların üst üste örtüştüğünü gördüm."
İKİNCİ HARİTA: Daha sonra yaptığım incelemelerde Tevrat'da da aynı haritaya rastlardım. Aynı harita Hz. İbrahim'in doğduğu, yaşadığı ve daha sonra İsrail'e göç yollarını gösteriyor. Bu harita diğeri ile birebir aynı.
ÜÇÜNCÜ HARİTA: Yine İncil'de tarif edilen de bu harita ve aynı harita...
Bilderberg Türkiye
İstanbul'da gerçekleşen Bilderberg toplantısı katılımcıları içinde 'ünlü' olanlar basına yansıdı ama onlarcası ve bağlı bulunduğu kurumları kimse fark etmedi. Oysa her bir ismin ve kurumun ne olduğu ve Türkiye ile ilişkileri tek tek incelenmeli.
Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de gerçekleşen meşhur ve meşum Bilderberg toplantısına katılanlar ve bağlı bulundukları kurumlar içinde en çok ilgiyi zaten herkesin tanıdığı ve bildiği isimler çekti.
Oysa Bilderberg gibi bir kurum böyle incelenmez. Eksiksiz liste üzerinden katılımcıların gerçek kimliği ve Türkiye ve bölge ile olan kişisel, kurumsal, ticari ve tüm ilişkileri irdelenmeli. Ama bunun için elinizde doğru ve kesin bir liste olması gerekiyor.
Türk medyası toplantı yapılan otelin ve katılımcıların nasıl korunduğuna ilişkin, Kissinger veya Ali Babacan gibi zaten bilinen Bilderberg katılımcılarını buldu(!) ama küresel gücün mönüsü sayılabilecek bir liste pek ortalarda görünmedi!
Amerika Birleşik Devletleri:
Hükümet ve Uluslararası Organizasyonlardan gelenler:
Rosina Bierbaum BM İklim Değişikliği-William Luti Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC)-James Perry Texas Valisi-Kathleen Sebelius Arkansas Valisi-Josette Sheeran BM Dünya Yiyecek Programı-Kristen Silverberg ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı-Ross Wilson ABD Türkiye Büyükelçisi-Paul Wolfowitz Dünya Bankası-*Joseph Wood ABD Başkan Yrd. Danışmanı-Phillip Zelikov 9/11 (11 Eylül) Komisyonu Endüstri-Charles Boyd Milli Güvenlik Ajansı- Muhtar Kent Coca Cola-Craig Mundie Microsoft-Eric Schmidt Google-Sidney Taurell Eli Lilly Laboratuarları
Bankacılık ve Finans
*Lloyd Blankfein Goldman Sachs&Co.-Esther Dyson Edventures Holdings, Inc.-Timothy Collins Ripplewood Holdings-*Timothy Geithner ABD Federal Rezerv Bankası-Richard Holbrooke Perseus LLC-Kenneth Jacobs Lazard Freres&Co. LLC-James Johnson Perseus LLC-Vernon Jordan, JR. Lazard Freres&Co. LLC-Bruce Kovner Caxton Associates LLC-Henry Kravis Kohberg, Kravis, Roberts (KKR)-Robert Scully Morgan Stanley-Peter Thiel Clarium Capital Managment-James Wolfhensohn Wolfhensohn &Company
Medya ve Danışmanlık
Michael Barone American Siyaset Almanağı-Ian Bremmer Avrasya Grup-
Thomas Donilon O’Melvery&Myers LLP-Martin Feldstein Milli Ekonomi Araştırmaları Bürosu-Paul Gigot Wall Street Journal-Marc Grossman The Cohen Group-Peter Hart Peter D. Hart Research Associates-*Henry Kissinger Kissinger&Associates-*Marie-Josee Kravis Hudson Enstitüsü-Lawrence Summers ABD Hazine eski Bakanı-John Vincent Weber Clark&Weinstock
Düşünce Kuruluşları (Think Tank) ve Üniversiteler
Graham Allison Harvard Üniversitesi-Richard Haas Dış İlişkiler Konseyi (CFR)-Jessica Mathews Carnegie Endowment-Richard Perle ABD Savunma Politikaları eski danışmanı
İNGİLTERE
Kenneth Clarke Parlamenter-Richard Dearlove MI6 (İngiltere Dış İstihbarat Servisi) eski başkanı-John Kerr Royal Dutch/Shell-John Micklethwait Ekonomist-George Osborne Hazine gölge bakanı-Chris Patten Uluslarararası Kriz Grubu (ICG)-Paul Taggart Sussex Üniversitesi-J.Martin Taylor Syngenta International-Adrian Wooldridge Ekonomist
ALMANYA
Hubert Burda Hubert Burda Medai Holding-Mathias Döpfner Axel Springer AG (Die Welt)-Eckart von Klaeden CDU/CSU Sözcüsü- Klaus Kleinfeld Siemens-Mathias Nass Die Zelt
Volker Perthes SWP Araştırma Enstitüsü-Jürgen Schrempp Daimler-Chrysler-Guido Westerwelle Hür Demokrat Parti-Vendeline von Bredow Ekonomist
FRANSA
Michel Barnier Merieux-Alliance-Nicolas Baveres Gibson, Dunn&Crutcher-Henri de Castries Axa-Paul Hermelin Cam Gemini-Christine Ockrent Fransa Televizyonu-Laurence Parisot -Medef -Olivier Roy CNRS Araştırma Enstitüsü -Jean-Claude Trichet Avrupa Merkez Bankası
HOLLANDA
Birinci Beatrix Hollanda Kraliçesi-Victor Halberstad Bilderberg eski Başkanı-Frank Heemskerk Dış Ticaret Bakanı-Neellie Kroes Avrupa Komisyonu-Michel Tillmant ING
-Jeroen van der Veed Royal Dutch/Shell
İTALYA
*Franco Bernabe Rothschild-John Elkann FİAT-Mario Monti AB Komisyonu-Paolo Scaroni ENİ, S.P.A.-Domenico Siniscalco Morgan Stanley
İSVEÇ
Carl Bildt Dışişleri Bakanı-Anders Borg Finans Bakanı-Carl Henric Svanberg Ericsson -Jacop Wallenberg Yatırımcı
AVUSTURYA
Martin Bartenstein Ekonomi Bakanı-Oscar Bronner Der Standart-Alfred Gusenbauer Federal Şansölye-Ewald Nowotny Bawag PSK Bankası-Rudolf Scholten OeKB Bankası
İSPANYA
Kraliçe Sofia İspanya Kraliçesi-Juan Luis Cebrian PRISA-B.Leon Gross Dışişleri Bakanı-Matias R. Inciarte Santander Grubu-Rodrigo Rato IMF (Uluslararası Para Fonu)
TÜRKİYE
*Ali Babacan -Mehmet Ali Birand -Ümit Boyner-Cengiz Çandar-Hikmet Çetin-Cem Duna-Emre Gönensay-Kemal Derviş-Mustafa Koç-Ayşe Soysal-Arzuhan Yalçındağ-Erkut Yüceoğlu-Fehmi Koru(Özel davetli)

Bu geniş listenin dışında şu ülkeler de Bilderber-İstanbul 2007’ye katıldılar; Finlandiya (5), Belçika (3), Kanada (3), Danimarka (3), Yunanistan (3), İrlanda (3), Norveç (3), Portekiz (2), İsviçre (2), İsrail (1). Parantez içindeki rakamlar katılımcı sayısını göstermektedir.

Yukarıdaki listeden işaretli isimler ve bilinmeyen İsrail temsilcisi Ali Babacan ve R.T.E. ve Aptullah Gül ile Ritz Carlton otelinde çapraz görüşmelerde bulundu.”Görüşmelerin ana başlıkları basına sızdığı kadarıyla 4 maddede yoğunlaştı.”(Akşam Gazetesi)

"Dünya Petrol fiyatlarının geleceği"
"ABD'nin Irak ve İran ve giderek Orta Doğu stratejisi"
"AB'nin Orta Doğu Stratejisi"
"Türkiye'nin seçim süreci, AB üyeliği,Ermeni Sorunu,Kürt Açılımı,Kıbrıs Sorunu" (Bu başlığın ortaya konuş ve çözüm süreci devam etmektedir)
Son dönemde yani, 2000li yıllardan bu yana Bilderberge katılan Türklerin hem sayısında hem de niteliğinde bir artış ve değişiklik olmaktadır. Özellikle benim görebildiğim kadarıyla, ekonomik mekanizmalarda önde gelenler ve medya önde gelenleri ağırlık taşımaya başlamıştır. Yani, devlet bakanı Ali Babacan arka arkaya iki kere katılmıştır Bilderberg toplantısına(yani ekonomi ağırlıklı anlamında). Bir çok radyo televizyon yöneticisi ve yazar Bilderberge katılmıştır. Sayılar artmaktadır adeta kafilelere dönüşmektedir. Yani bu da Bilderbergin Türkiye üzerindeki , daha doğrusu Türkiye nin Bilderberg üzerindeki önemi artmaktadır. Türkiye özel bir ilgi alanına girmişe benzemektedir. Dediğim gibi Türkiye açısından Bilderberg önemlidir. Bilderberg açısından da Türkiye önemlidir çünkü Türkiye Bilderberg planlarının tam merkezinde durmaktadır. Yine benim şahsi kanaatime göre, örneğin geçmişte Ecevit in hastalığı bahanesiyle yürütülen kampanya ve ardından o zamanki hükümetin siyasi ömrünün bitirilmesi operasyonu ve benim troyka komplosu dediğim olgu aslında bir Bilderberg operasyonudur. Yani Bilderberg gerektiğinde Türk siyasetine doğrudan müdahale edebilmektedir."
*”Dünyada hiçbir organizasyon bu katılımcıları bir araya getiremez”
F KORU:
Bilderberg böyle bir şey işte. Hazır bir araya gelmişken, sadece bir defalığına davet edilenlerin gözlerinden uzak buluşmalar düzenlemiyorlarsa, Bilderberg toplantılarının öyle fazlaca bir gizemi yok. Zaten örgüte gizem kazandıran da çekirdek kadro dışındakilerin de çağrıldıkları toplantılarda konuşulanlar değil, toplantılara katılanların kimliği… Kral, kraliçe, cumhurbaşkanı, başbakan, bakan düzeyinde dünyanın dört bir köşesinden politikacılar, yüz milyarlara hükmeden işadamları, sanayiciler, bankerler, sigorta şirketi yöneticileri, medya baronları, uluslararası kurumların tepe noktasındakiler, diplomatlar, gazeteciler… Her biri bir gücü temsil ediyor bu insanların ve çekirdek kadroyu oluşturan 50’si her yıl bir araya geliyor… Bu bile korkutucu… Her yıl bir yerlerde meydana gelen sıra dışı gelişmelerin Bilderberg toplantısına bağlanmasına hiç şaşırmamalı. Bilmiyorum bir ayrıntı sizin de dikkatinizi çekti mi: Geçen yıl Bilderberg’e ben katılıyorum diye tonlarca mürekkep tüketildi gazetelerde; bu yıl Bilderberg toplantısı ülkemizde yapılıyor, gazetelerde fazla gürültü yok.Neden acaba?” ( NEVRA YARAÇ LAÇİNOK / METİN UNDER YENİ AKTÜEL DERGİSİ - SAYI 98)


"Buraya Bilderberg Konferansı'nı izlemeye geldiğinizi biliyoruz. Katılımcıların çoğu bile nerede yapılacağını bir hafta öncesine kadar haber alamazken, siz her toplantının yerini biliyorsunuz. İsim yapmış bir gazete için çalışmıyorsunuz. Üyelerimizi rahatsız eden makaleler yazıyorsunuz. ABD Kongresi'nin ve Kanada Parlamentosu'nun birçok üyesi, siz davetli olduklarını yazdıktan sonra yıllık toplantımıza katılmaktan vazgeçmek zorunda kaldı"*(Bir gizli servis elemanının 2003 yılında Fransa'da bu sözleri sarf ettiği kişi Kanadalı gazeteci Daniel Estulin. Gizli servislerce izlenmesinin nedeni dünyanın en gizli organizasyonu olan Bilderberg toplantılarını yıllardan beri takip etmesi ve gizli tutulmaya çalışılan pek çok karanlık noktayı gün ışığına çıkarması. Estulin,2007 yılında istanbul’da idi. Çünkü Bilderberg Konferansı'nın o yılki durağı İstanbul. April Yayınları tarafından "Bilderberg Kulübü" adıyla yayımlanan kitabında grubun iç yüzünü anlatan Estulin, Yeni Aktüel'e Bilderberg'in tarihi misyonu ve 31 Mayıs - 3 Haziran tarihleri arasında yapılacak İstanbul toplantısındaki olası gündem maddeleri hakkında çarpıcı iddialarda bulundu:)
Diğer bir ilgi çekici olay Irak Savaşı. 2002 Bilderberg toplantısında Avrupalı üyeler seçmenlerin tepkisinden çekindikleri için saldırının 2002 sonbaharından Mart 2003'e ertelenmesi konusunda ABD'lilerle anlaştı. Dünyanın bütün büyük gazeteleri savaşın 2002 sonbaharında yapılacağını yazarken biz Mart 2003'te başlayacağını söyledik. New York Times ya da Washington Post iseniz, toplantıya katılmışsanız ve savaşın tam tarihini biliyorsanız gazetecilik etiği gereği bunu yazmanız gerekir. Siz olsanız ne yapardınız?"
Medyaya bir sorusu daha var Estulin'in: "2005'te Bilderberg'e katılanlardan biri Hürriyet Gazetesi köşe yazarlarından Cüneyt Ülsever'di. Gazeteden, Bilderberg'le ilgili en ufak bir ses çıkmadı. Dünyanın en güçlü 120 kişisi, gizli servisler ve yerel polis tarafından korunan bir otelde dört gün boyunca toplanıyorsa buna bir özet olarak dahi gazetenizde yer vermez misiniz? Kısaca söylemek gerekirse işte bu Bilderberg'in gücüdür."
*Fehmi Koru vitrin makyajı!
Rockefeller ve Kissinger'dan örtülü onay aldı. Koru ne yazık ki eski kafalılar için kullanışlı bir isim ve bir vitrin makyajı olduğunun farkında değil. Tüm güçlü ve etkili Türkler oradadır. Kemal Derviş, Kemal Köprülü, Egemen Bağış ve Ümit Boyner vs."
Estulin, küçük veya orta büyüklükteki ülkelerden genellikle iki ya da üç kişi davet edilirken Türkiye'den geçen yıl yedi kişi katılmasını manidar buluyor ve ekliyor: "Bu sene bahse girerim ki Ali Babacan da katılacak.Türkiyenin geleceğinin konuşulacağı bu toplantıya katılmazsa çok şaşıracağım. Gözlerinizi toplantıya dikin ve kimlerin tekrar çağrıldığına ve kimlerin bir köşeye atıldığına bakın.


*Kendini Bilderberg'e adayan az sayıdaki araştırmacıdan İngiliz gazeteci Tony Gosling ise bu konuda şu yorumu yapıyor: "Eğer umut vaat eden yeni bir muhalefet ya da cumhurbaşkanı adayınız varsa, mutlaka orada olacaktır!.Bu gün Türkiye’nin gelecek tarihinin tekrar yazılacağı gün olacaktır"

*Bilderberg toplantılarında alınan kararların ne olduğunu bilmiyoruz.Uzmanların yaptığı yorumlar neticesinde ancak tahmin edebiliyoruz.Kesinlikle alınan kararların Siyonizmin planları doğrultusunda alındığını ve o günden bu yana ülkemizde yaşanan olayların bu planların bir parçası olduğunu düşünüyorum.”


*“Türkiye'nin seçim süreci, AB üyeliği,Ermeni Sorunu,Kürt Açılımı,Kıbrıs Sorunu”Bu başlıkları inceleyelim:"

Seçim Süreci
“Bilindiği gibi seçim sürecinden AKP güç kaybederek çıkmış gibi gözüksede “Cumhur Başkanlığı”oldukça iyi bir kazanımdır.Seçimde başarı kazandığı illere baktığımızda özellikle Doğu ve Güney doğuda siyonizmin genişleme haritasıyla bir paralellik açıkça görülebilir.DTP ile yaşanan sıcak birliktelikte buna eklenince harita neredeyse tamamlanır”
AB Üyeliği
“Bu konuda hiçbir gelişme olmamasıda gelişmelerin bu başlıkla maskelendiğini gösterir.”Yani yapılanlar aslında ülkenin AB uyum süreci dahilindedir”denmek istenmektedir. (Yerseniz)"

Ermeni Sorunu
Bu konu direk olarak yazdığımız konuyla bağdaştırılması çok zor bir konudur.Anlaşılabilmesi için ayrı bir başlıkta incelenmesi gerekir.Şimdilik bilinmesinde fayda olan kısmı”Bu sorunun sürekli kaşınmasında ve gündemde tutulmasında Siyonizm’in hem çabası hemde çıkarları vardır”Neticede güney doğu bölgesi operasyonu tamamlanmış sıra Doğu Anadoluya gelmiştir…
Haber: 'Ermenistan ile protokol imzalandı.
İki aya kalmaz sınırlar kalkacak.'

HER ŞEY 1998 YILININ SONLARINDA İSRAİL CUMHURBAŞKANI EZER WEİZMAN’ IN TÜRKİYE’ YE GELMESİYLE BAŞLADI
GAP ‘bölgesinde ki yatırımlar ve şirketler
*MAN (Mardin Enerji) - Almanya - Enerji ve Doğalgaz - Mardin
*Özhan Kimya - İtalya - Deterjan - Mardin
*Sanex - Bulgaristan - Ticaret - Mardin
*Bizaf - Irak - Ticaret - Mardin
*Ms Jordan - Irak - Ticaret - Mardin
*Lazer (Hasbab ort) - İtalya - Tekstil Mak. - Diyarbakır ?
*Rama - Suriye - Meyan kök ürt. - Gaziantep
*Nanhttan - İsrail - Tekstil - Adıyaman
*Naan - İsrail - Sulama sist.paz. - GAP
*Netafim - İsrail - Sulama sist.paz. - GAP
*ABD firması ve Türk ort - ABD - İçme suyu,Tarım - Şanlıurfa
*İsrail Firması ve Türk ort. - İsrail - Sitrik asit - Adıyaman
*ABD-İsveç-Türkiye - ABD- İsveç - Tarım sektörü - Adıyaman
*NVT Perenco - ABD - Petrol arama - Diyarbakır ?
*ALAADDIN MIDDLEEST- ABD - Petrol arama - Adıyaman-Diyarbakır ?
*DOWELL SCHLUMBERGER - Almanya - Petrol- Yan Hizmet - Diyarbakır
*GI - ABD - Petrol arama - Adıyaman?
*Merhav - İsrail - Tarım - Sulama - GAP
*KOÇ-ATA(İsrailli müh.ler) - ? - Süt-Besi - Şanlıurfa
*Alarko- İsrail - Tarım teknoparkı - GAP
*SUBOR - ABD-İsrail - Boru üretim - Şanlıurfa
*ASHTROM - İsrail - Sulama - Şanlıurfa
*SOLEH - İsrail - Sulama - Şanlıurfa
*BONEH - İsrail - Sulama - Şanlıurfa
*TALAH - İsrail - Sulama - Şanlıurfa
*T-E (yer altı kaynaklarını analiz eden firmadır) - İsrail - Sulama-projesi - Şanlıurfa


GAP PROJESİNDE İHALE ALANLAR
MERIT INTERNATIONAL INC - İSRAİL
BERTI-BRUDO-JAKOP BEHAR - İSRAİL
ZINKAL - İSRAİL
ARAT LTD - İSRAİL
PAL – YAL, MERAZ - İSRAİL
SORTEL B.V. - HOLLANDA
KOÇ HOLDING - SUMITOMO - TÜRKİYE-JAPONYA


Peki ne yapılmaya çalışılıyor :
"Avrupa birliği komisyonu tarafından açıklanan 6 Ekim tarihli raporun 9’uncu sayfasında "
“Su, önümüzdeki yıllarda giderek stratejik bir konu olacak ve Türkiye’nin (AB) üyesi olması sonucu, su kaynaklarıyla Dicle ve Fırat üzerindeki barajlar ile sulama tesislerinin uluslararası yönetimi ( çok uluslu bir şekilde yönetilmesi ) beklenebilir ve bu AB için bir büyük meseledir".
(Aynı sayfada çok uluslu yönetimde olacak ülkelerin arasında AB üyesi olmayan İSRAİL’ in olması da gerçek niyetleri ortaya koyuyor.)Doğrudan 'Türkiye Kürdistanı' yapamadıkları bölge 'SERBEST BÖLGE' adı altında Türkiye'den kopartılacak..."
*"22 Eylül 2005 tarihinde International Herald Tirbune gazetesinde açık bir mektup yayınlandı. Tam sayfalık bu ilanın muhatabı T.C. Devleti’nin Başbakanı R.Tayyip Erdoğan’dı. Mektup’ta “Sayın Başbakan sizi yanıltanlar var, gerçekte olay BM’nin 1948’de kabul ettiği Convention’a uygun tam bir genocide’dir -6. Madde-. Hitler tarafından gerçekleştirilen Holocaust’tan önceki ilk soykırımdır. Bunun kabullenilmesi gerekir” denilmiştir. Bu açık mektubu yazanlar Israel Charny ve ekibidir.(İlanı ve metni Yahudi Holocaust Araştırmaları Merkezi hazırlamış, bedelini Paris’teki Ermeni Komitesi ödemiştir.) İlginçtir ki bu açık mektupta Ermeni iddialarını araştırdıklarını ve bunun tam bir “genocide olduğuna karar verdiklerini belirten Israel Charny, nedense öldürülen Ermeni sayısını sadece 1.000.000 ile sınırlı tutmuştur. Aynı şekilde Eylül 2005’de Ermeni iddialarıyla ilgili yıllarda süren araştırmalarını nihayet tamamladıklarını ileri süren bir başka üniversite ve onun “soykırım araştırmaları merkezi ise öldürülen Ermeni sayısını 2.000.000 olarak açıklamıştır .

“Genocide kavramı 1948’de BM’de kabul edildi (United Nations Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide). ABD ise 1948’de imzaladığı Convention’u 1983’e kadar onaylamadı. O yıl içinde bazı şerhler koyarak onayladı ve BM’ye gönderdi. Dikkat edilirse 1983 yılında ABD’nin bu Convention’u onaylamasından hemen sonra Ermeni-ASALA terörü bıçakla kesilmiş gibi durduruldu, yerine kaim olmak üzere PKK terörü başlatıldı.. Hangi bölgelerde; Ermeni iddialarına göre “Eski Büyük Ermenistan’a Ait Topraklarda!”
"Ermeni soykırım iddiaları Türkiye’yi yeni kurulan Ermenistan devletine “haraç ödetmek amacıyla ortaya atılmış, hiçbir tarihsel gerçekliği olmayan, tamamen sanal ve yapay bir şantaj olayıdır”. Açık Mektubun yazarı Israel Charny boşuna “Siz de Almanya’nın yaptığını yapın, soykırımı kabullenin "diye yazmamış. Böyle kasıtlı akıl hocalarının isteklerine uyup “soykırım yalanı kabul edilirse, ondan sonra yıllar sürecek tazminatlar ve sonrasında toprak talepleri gelir."

”Bırakalım Ermeniler ve Kürtler o toprakları paylaşsınlar.Anadolu Kürt devleti kurulduktan sonra onların elinden o toprakları almak Türklerin elinden almaktan çok daha basit olur”(Jarüssalem post 10.Eylül 1985)


ARZ-I MEVUD(Vaat Edilmiş Topraklar)
Olayların seyrine kronolojik bir bakış...
*1983 yılında Bürüksel’de bir basın toplantısı düzenleyen dönemin İsrail Dışişleri Bakanı İzhak Şamir, Türkiye’yi ‘Kürdistan’ı işgal altında tutan devletlerden biri’ olmakla suçladı ve “İşgalci devletler yüzünden Kürthalkının bağımsızlık mücadelesi bir türlü sonuçlanmıyor” dedi
*1993’te Amerika’da Barzani’nin fotoğrafı altında bir Nevruz kutlaması gerçekleştirildi. Bu kutlamaya katılan özel birisi vardı: Yahudi Lobisinin en güçlü örgütü olan ve Başbakan Erdoğan’a “Cesaret Madalyası” veren AIPAC’in eski direktörü Moris Amatay. O Nevruz kutlamasında Amatay;Siyonistler ile Kürtlerin ilişkisini şu şekilde anlatmıştı: “Ortadoğu
Coğrafyasının dinamikleri ele alındığında görülüyor ki; Yahudiler ve Kürtler, Arap olmayan bir millet olarak, Araplar tarafından çevrilmişlerdir.Ortadoğu’nun yapısına zıt bu iki unsurdan Yahudiler bağımsızdır ama Kürtler değildir. Yahudi toplumu Ortadoğu’da Kürtlerin doğal ittifakçısıdır.”
*Yahudi yazar Kevin Brook ise; Yahudi Kürtler vasıtasıyla K. Irak topraklarını sahiplenmek amacıyla bu ittifakı bir adım ileri götürüp“Kürtler ile Yahudilerin genetik olarak akraba olduğu” iddiasında dahi bulunmuştur.(Burada yazımızın birinci bölümünü bir hatırlayalım,Falaşalar)
"İsrail’in Kürtlere sempati beslemesinin, ırksal olarak kardeş olduklarını dahi dile getirmesinin, bağımsız bir devleti hak ettiklerini düşünmesinin sebebi, kendilerinin de çok zor şartlarda bir Yahudi devleti kurmaları olmadığı açıktır. İsrail’in Kürt sevdasının nedeni; Kürt nüfusu kullanarak belli bir takım isteklerini “Maşa” vasıtasıyla elde etmektir. Bakınız:
Gazeteci Turan Yavuz; İsrail gizli servisi MOSSAD’ın Kürtlere 1958’lerden beri destek olduğunu belirtiyor. Bu desteğin nedenini Yavuz şu şekilde dile getirmiş: “Ortadoğu’daki İsrail’in güvenliğini ilgilendiren en önemli alanlardan biri “Su”. Su kaynaklarının üzerinde bir Kürt devletinin kurulması; İsrail’e yönlendireceği yeni bir kart sunacaktır.”

Şimon Perez; Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde tek nedenin petrol olmadığını, belki petrolden çok daha önemli olan şeyin “Su” olduğunu “Yeni Ortadoğu ve Uzun Bir Yol” adlı kitabında açıkça ifade etmiştir. Kitabında Fırat ve Dicle’den “Yaşam dolu sular” diye bahseden Perez; “Ortadoğu’daki suların herkese ait olduğunu ve su için gerekirse savaşılabileceğini”yazmıştır.
*Bush hükümetinde Amerika’nın Irak Özel Temsilcisi olan David Satterfield ise, su konusundaki düşüncelerini şöyle açıklıyor: “İsrail, Ürdün, Batı Şeria ve Gazze sürekli su sıkıntısı içinde. Nüfus artışı ve ileride görülecek ekonomik gelişmeler, bu bölgenin su kaynakları üzerinde daha geniş bir bölüşme baskısı yaratacaktır”
"Büyük Ortadoğu Projesi söylendiği gibi bölgeye, demokrasi ve insan hakları götürmek için değil; Ortadoğu’da petrolle beraber su kaynaklarının da Amerika ve İsrail lehine şekillendirilmesini sağlamak için yürürlüğe konmuştur. Gördüğünüz gibi BOP; öyle bir kaç yıllık bir düşüncenin ürünü de değildir."

*1975 yılında Mesut Barzani’ nin babası Molla Mustafa Barzani, Washington’a bir mektup yazmış ve “Kürdistan” ismiyle Amerikanın 51. eyaleti olmak istediklerini belirtmiştir. Bunun için Amerika’nın destek ve himayesine ihtiyaç duyduklarını şayet Amerikan yardımı sağlanırsa, Kerkük’teki petrol merkezlerini ele geçirebilecek kadar güçleneceklerini ve bu petrollerin idaresini Amerikan şirketlerine bırakacaklarını taahhüt etmiştir. Amerika kendisinden “Gelin bizi yönetin” diye yardım isteyen Barzanileri “Sömürge Valisi” olarak kullanmak için İsrail’i görevlendirmiştir. Baba Barzani’nin ilk eşinden olan Ubeydullah Barzani; Saddam’a sığınmış ve "babası ile üvey kardeşi Mesut’un İsrail ile işbirliği yaptığını, İsrailli subayların K.Irak’ta Kürtleri eğittiğini, Irak devletine karşı düzenlenen tüm saldırıların İsrail ile birlikte babası tarafından planlandığını”anlatmıştır.


"2004 yılında ise Lübnan’da yayınlanan Müstakbel Gazetesinde şu haberle karşılaşıyoruz: “Aralık 2003 sonunda, MOSSAD ile Barzani ve Talabani arasında gizli bir komando birliği kurulması konusunda anlaşma sağlandı. KDP(Kürdistan Demokrat Partisi)’den Hüseyin Sancari (Barzani’nin sağ kolu olarak biliniyor) ve KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği)’den Serkut Resul Ali, toplam 60 kişilik bir ekip kurdular. Birliğe Kürt asıllı İsrail Albayı komuta edecek. Bu birliğe Mam Rişe Birliği adı verildi. Ocak 2004 sonunda birlik bir Amerikan askeri uçağıyla Natanya şehrine intikal ettirildi. Uçuş Kerkük’ten gerçekleştirildi. 45 günlük yoğun bir kurs dönemi geçirdiler.MOSSAD Başkanı Meir Dagan kursiyerlerle bizzat ilgilendi. Kursta, suikast,adam kaçırma, patlayıcı yerleştirme gibi dersler aldılar. Mart 2004 sonunda


bölgeye döndüler. 10’ar kişilik gruplar halinde çalışmalara başladılar. Her gurubun başında bir MOSSAD subayı vardı, bu subaylardan 4’ü Kürt asıllı ve Arapça ile Kürtçe’yi çok iyi konuşurlar. Bağdat, Musul, Kerkük, Basra,Necef, Kerbela, Nasıriye ve Ramadi’de karargahları var.”


"Görüldüğü gibi bugün oğul Barzani, babasının hayalini Amerika ve İsrail’in desteği ile gerçekleştirmiştir. K. Irak’ta; Anayasalarında Türkiye Cumhuriyeti topraklarını da kapsayan Sevr Anlaşmasının 62. 63. ve 64.maddelerini olduğu gibi barındıran Barzani önderliğinde Kürdistan Federe Devleti kurulmuştur.Yalnız bu Kürtlerin düşündüğü gibi “Bağımsız bir Kürdistan” değildir. Aksine Amerika ve İsrail’e tam bağımlılıktır, petrol ve su konusunda Amerika ve İsrail’e bekçiliktir. Barzaniler; yıllardır hayalini kurdukları “Amerika’nın eyaleti olma, sömürgesi olma” isteğine kavuşmuştur.Amerika ve İsrail ise; K. Irak petrolünün ülkemiz topraklarından Amerika’nın inisiyatifinde dağıtılması hayalini gerçeğe dönüştürmüştür."


"Petrol konusunda 1975 yılından bu yana söz konusu üçlü tarafından sürdürülen çalışmalar, binlerce masum insanın katledilmesine neden olmuş ama sonuçta semeresi alınmaya başlanmıştır. Şimdi sıra “Gerekirse savaşırız” diyecek kadar önem verilen “Su” sorununa gelmiştir.
*2009’un Mayıs ayında İsrail Büyükelçisi Levi; Şanlıurfa’ya bir ziyarette bulundu ve “Biz küçüklüğümüzden beri nereden geldiğimizi ve tarihimizi biliyoruz. Bu topraklar bizim için önemli” dedi. Söz konusu topraklar; Arzı Mev’ud yani Fırat ve Dicle arasında kalan havzadan ibarettir. Bu toprakların Büyükelçinin dediği gibi Yahudiler için önemi büyüktür ve İsrail denetimine geçmesi gerekmektedir. (Ne dersiniz mayınlı arazinin temizliği konusunun perde arkasında İsrail’in olması, coğrafi açıdan ele alındığında İsrail lehine “Su sorunu”nun en azından 49 yıllığına çözülmesi anlamına gelmiyormu?")

“Gördüğünüz gibi söz konusu bölgede mayınlardan çok daha tehlikeli ve savaş sebebi olabilecek bir tuzak vardır. “Su tuzağı.”Mayınlı arazinin temizleme işi İsrail destekli bir şirkete verilirse Siyonistler; savaşmayı dahi göze alacaklarını en yetkili ağızdan dile getirdikleri “Su”ya ne yazık ki tek bir kurşun bile atmadan sahip olacaklardır.”
Bu aşamadada bir Kürtçülük hareketine bakalım:
NOT:"Biliyorum bu yazıdan çok sıkıldınız.Oldukça uzun ve paranoyalarla ve komplo teorileriyle gelişiyor.Sizlerden bir yazılık daha müsade istiyorum...
Gelecek bölüm:Kürtçülük hareketi ve Müstakbel hükümetimizin Katkıları neticesinde varılan nokta...
Siyonizm ve MARDUK(kel alaka:)
not:1-2-3-4 NUMARALI YAZILARI OKUYUNUZ