25 Nisan 2009 Cumartesi

Tanrılar Kan Sever(part2)İslamda Kurban ve Metafizik Teori

“Kanın akışı Kama adlı çok büyük bir gücü serbest bırakır ve bu güç materyalizasyona sebep olur”
Kurban kesmek İslam dininde “fitrenin vacip olduğu her kişiye vacip” bir eylem.Zihilce ayının onuncu günü veya bu günü izleyen üç gün içinde kesilmesi gerekiyor.Adak için yada Hac sırasındada kesilebiliyor.Örneğin Hz.Muhammet’in Veda Hac’cında 100 deve kurban ettiği biliniyor.İşin enteresan yönü İislamiyet’te kişinin kendi kurbanını kendisinin kesmesi gerekiyor.Bu koşul ancak bireyin kesmeye gücü yoksa başkası tarafından gerçekleştirilebiliyor.Fakat kurbanın sahibinin kurban kesilirken başında durması zorunlu.Hac 34’de”Biz her ümmet için kurban kesmeyi meşru kıldık…Onları kurban ederken Allah’ın adını anmaları şartı ile.İşte sizin tanrı’nız tek bir tanrıdır”demekte Tanrı.Kesim esnasında Allah’ın adını anmak Kur’an da defalarca altı çizilmiş bir gerekliliktir.Bu yapılmazsa kurbanın “Mekruh”sayılacağı açıkça belirtilmiştir.Örneğin Maide 3’de “Allah kendinden başkasına kesilmiş kurbanın etinden yemeyi yasaklamıştır”sözleri bunun ispatı.Hac 37’de ise”Hayvanların ne etleri nede kanları Allah’a ulaşacaktır.Ona ulaşacak olan sizin Takva’nızdır,size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Alah’ı yüceltmeniz için onlar sizin buyruğunuza verilmiştir”denmektedir.

Geçmiş çağlarda yaygın olarak kullanılan İnsan kurban etme geleneğinden söz ettim.Yiğidi öldürelim hakkını yemeyelim,bu adet yine sürekli kurban isteyen Tanrı tarafından yürürlükten kaldırılmıştır.Allah’ın öğretisini ilk yayan peygamber olan Hz.İbrahim ile tarihe karışmış insan kurbanı.Bu peygamber aslında diğer kitap indirilmemiş peygamberlerden(Nebi) lerden daha önemli bir insan.Bir çok yeniliğe imza atmış.Hz.İbrahim’in İÖ.1263’de doğduğu kabul ediliyor.Kabilesi kurban kesmek için yaylaya gittiğinde bütün putları kırıp suçu en büyük puta yüklemesi ve bunu olanaksız sayan halka “o zaman neden ona tapıyorsunuz”diye sormasıyla tanınıyor.Kabe’yi ilk inşa eden kişi ve ilk sünnet olan kişi olmasıda önemli diğer yanları.Kuran’da Enbiya,Saffat,Bakara,Hud gibi bir çok surede adı geçiyor.İslamca peygamberliği onaylanmış bir kişi.Hz.İbrahim Babil’in kurucusu kral NemrutNimrod) tarafından ateşe atılmış,yakılmak istenmişti ama ateş soğumuştu(Ankebut 24).
Hz.İbrahim’in oğlunu kurban edişi Tevrat’ın Tekvin bölümünde uzun uzun (ve Kuran Saffat 100-107)anlatılıyor;Peygamberin tüm yaşam öyküsü içinde küçük bir parça olarak...Bu yaşam öyküsünü okumanızı öneririm;çünkü ünlü Meydan Larouse ansiklopedisine göre bazı bölümler “Kabul edilemez”Konu dışı olduğu için bu kısmı atlayalım,İbrahim’in oğlunu kurban edişini kısaca hatırlıyalım.Bir gün Rab İbrahim’in önüne çıka ve oğlunu”Yakılan kurban olarak takdim etmesini”ister.İbrahim teredüd etmeksizin İshak’ı,bilediği bıçakları ve odunları alarak dağa çıkar.Gel gelelim İshak ortada odunlar ve bıçak olmasına rağmen kuzu olmamasından kıllanır(pardon şüphelenir)Dayanamaz ve”yahu kuzu nerde? Baba”diye sorunca Peygamber cevap olarak onu bağlar ve bıçağıda gırtlağına dayar.İshak tam Rab’bine kavuşacakken melek elinde bir koçla yukarıdan arzı endam eder(Bu koç bize yukarıda bir yerlerde bir ahıl olma olasılığını sorgulama mirasını bırakarak kurban edilir)Bu olay ile insan kurbanı sona ermiş…mi?Sanırım pekte ermemiş.Çünkü kitaplara geçmiş bir başka öykü daha var insan kurbanı hakkında;

Yer Arap yarımadsı.Tarih İS.500’lü yıllarİslam doğmak üzere.Bu olayın kahramanı Abdülmuttalib adlı bir adem.Abdülmuttalib’in çocuğu olmadığını söyleyerek söze girmek istiyorum.Ve gün gelir oda bir çok erkek gibi”soyunun devamı”kaygısına düşer;Bir sürü karısı olduğu halde sadece bir tek oğulda kaldığı için kendini üzüp durur.Sonunda işi mistik güçlere havale eder ve eğer on erkek çocuğu olursa,çocukları buluğa erdiğinde birini Kabe’de kurban etmeye adar.Adağı tutar,dokuz oğlu daha olur ve çocuklar kaçınılmaz bir şekilde buluğa ererler.O da sözünün eri erkek bir kişi olduğu için çocuklarını toplayıp adağını hatırlatır ve o zaman çok yaygın metod olan ve islamca yasaklanan”ok çekme”yöntemi ile kimin kurban edileceğini belirliyeceğini,her kesin ismini bir okun üzerine yazması gerektiğini söyler.Ha,bu arada belirteyimki;Bu olay Kabe’de “Mabedi kaplayan lutuf ve ihsanın cisimleşmiş hali”sayılan Moabi putu Hubel’in huzurunda geçmektedir.Bu Hubel’in bizim meşhur Anadolu’lu tanrı Kybele’nin Arap versiyonu olduğunu söylemektede yarar var.Oklar çekilir,Çekilen okta ABDULLAH adlı son doğan oğlun ismi vardır,ama Abdullah’ın süresi dolmamış olacak,çünki tam kesim yapılırken halk yetişir ve bir kezde Taif yakınlarında yaşayan bilge bir kadına danışılması gerektiği konusunde Abdülmuttalib ikna edilir.(O devirde bile insanların sıkışınca bilge olarak bir KADIN’a baş vurması ne hoş)Bilge hatuna danışılır ve alınan bilgiler üzerine yine Hubel’in önünde,bir yanda Abdullah bir yanda on deve olmak ve oklar develer aleyhine çıkana kadar devam etmek üzere oklar çekilir.Her seferinde deve adedi arttırılarak ok çekimi devam eder.Ancak 100 devede onların aleyhine döner.Abdülmuttalib sözüne öyle bağlı bir erkektirki ok çekimini üç kere tekrar ettirir.Her seferinde aynı sonuç alınınca Abdullah kurtulur.Yıllar geçer Abdullah büyüyüp evlenir ve bir oğlu olur.Bu oğul ise Tanrı doktrini İslamı”cihanşümul”(herkesin kabulü)bir din kılmak için seçilen kişi olan Hz.MUHAMMET’dir.Ne denir Allah peygamberimizin yaşamını korumak için o ok çekme fikrini veren o bilge hatundan razı olsun…

Konuyu bitirmeden önce Hac’da kesilen kurbanların bir adınında”DEM”olduğunu,Dem sözcüğünün ise hiçte öyle yardımlaşma,sadaka,fakire yardım gibi bir anlamı olmadığını bilmenizde fayda var.Meraklısı için söyleyeyim Dem”KAN”demek.Tüm fıkıh kitaplarınında kan akıtılmazsa kesilen kurbanın caiz olmayacağı konusunda hemfikir oldukları altı çizilmesi gerekli bir diğer konu…

Tanrı’nın kanlı kurban istediğini anlattık,kurbanın hedefe varması için tanrı adına kesilmesi gerekliliğinden söz ettik.Şimdi İslam dinini kısa an için bırakıp Metafizik konusunda bir soru soralım ve diyelimki;”Madde ötesi dünya yasalarına göre akıtılan kanın enerjisi düşünülen odağa gidiyor,buraya dek tamam;peki bu kan kurban etme sırasında değilde,başka bir nedenle akıtılmış olsa,ama yine belirli bir isim anarak…Kan yine o isme ulaşırmı?”Şimdi aynı soruyu yeniden İslami platforma çekelim ve diyelimki:”Cihad sırasında Allah adına öldürülen,yada işlediği bir suç sonucu kafası besmele ile kesilen bir insanın ölümü ile akan kan nereye gider”Metafizik yasalar açısından Tanrı adına kesilen koyun ile,Tanrı adına kafası kesilen insan arasında bir fark olmaması gerekir.Can ayni can,kan ayni kan.Zaten insan öldürmeyi korkunç cezalar ile yasaklamış Tanrı’nın(kim ki bir mümini kasden,haksız yere öldürürse cezası cehennemdir.Orada daimdir.Nisa 93)kendi adına yapılan savaşlarda öldürmeyi-hatta ölmeyi emretmesini açıklamak genelde güçtür.(Kafirlerle muharebede karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun…Allah yolunda öldürülenlere gelince,onların amellerini Allah asla boşa çıkarmaz.Onları kendilerine tanıtmış olduğu cennete koyar”Muhammed 4/5/6).Belkide çelişki gibi görülen bu durum,bir Müminin cinayet sırasında kendi adına,cihad sırasında ise Allah adına can aldığı düşünülürse çözülebilir.Haksız yere Allahın yasakladığı cana kıymak(nasıl mümkün olurki?) yedi büyük günahtan biridir.Öyleki Allah’a şirk koşmakla eşit tutulmuştur.Peki o zaman neden “savaş günü geri dönüp kaçmak”da aynı kategoride sayılmıştır?Çarpışırken canına kıyılacak olan yine insan değimlidir?.Sorular,sorular,idealar,teoriler,fikirler.Kim neyi yanıtlayabilmiş,hangi bilge düşüncelerini kanıtlayabilmiş,hiçbir okültist çözebilmişmi tek bir soruyu bu soru yumağının içinden?

Diyorumki yazımın sonunu bir dizeyle bitireyim:
“Şebi yeldayı ne bilir müneccimi kezzap,Müptelayı gama sor geceler kaç saat”.
Tercemesi-pardon tercümesini şöyle yapabiliriz:Şebi Yelda yılın en uzun gecesi olan 21 Aralık;müneccimi kezzap ise okültistlerin en bilgini.Yani şair derki;Gecenin uzunluğunu ancak derdinden uykusuz kalan bilir,başka kimse bilemez.Bir diğer deyişle soyut teoriler geliştirip,koca koca laflar edilerek yaşamın gizemini çözmek zordur.Gerçekleri bilebilmenin en kolay yolu ise yaşamaktır…

Not:96 yaşında kucağımda ölen Ahmet Tüzel’i izninizle anıyorum(Fransa’da Eczacılık,Mısır’da ilahiyat okumuş, ibadetini ve araştırmayı hiç bırakmamıştı)Bana demiştiki:Sedat “Allah olsa ben onu bulurdum”…

Sevgiyle kalın…


20 Nisan 2009 Pazartesi

Tanrılar Kan Sever"KURBAN"(Part 1)

Rahipler ve rahip adayları çıplak dans ediyorlar.Müzik ise özel seçilmiş bir grup rahip tarafından tef,ziller ve cymbal ile yapılıyormuş.Mistik,esrarengiz ve büyüleyici…Ayinlerde bu müzik ile cuş ü huruş’a(kendinden geçme)gelen rahip adayları bıçağı kapıyor ve penislerini kökünden kesiyorlarmış.Asıl en çarpıcı yan bu kesik uzuvların toprağa gömülmesi …

Kurban etiymiş,fakire yardımmış…Palavra.Tanrılar aslında kan peşinde,yani Can peşinde.Ama canın bıçakla çıkarılması,kan dökülmesi baş koşul.

Bence,Kurban’ı tanrılar istediği kadar biz insanlarda istiyoruz.Çekiçi geliyor bize bu konu.Belkide çocukluğumuzda bilinç altımıza masallar ile doldurulduğundan…


Andersen masallarında öldürmek için çocuk arayan ne çok cadı vardır,ayrıca büyücü kraliçe Pamuk Prensesi neden Avcıya öldürtüp,kalbinin kesilip getirilmesini istemişti?Kurban ederek can alma sırasında ortaya bir enerji çıktığına inanan Batılı büyücüler adı geçen enerjinin tarafsız olduğuna ve niyet ile yönlendirilebileceğinede inanıyorlardı.Onlar bu enerjiye gerek duyduklarını efendice kabul ederler.Peki ya Tanrılar;birkaç baba yiğit tanrı dışında bunu kabul eden çıkmamıştır…
İÖ.1300 tarihli tabletlerde(Kumarbi Destanı) su tanrısı Ea,insanlığı yok etmek isteyen baştanrıya şöyle seslenir;”Niçin yok edecekmişiz insanlığı?İnsanlar kurban kesmiyormu Tanrılara?İnsanlığı yok ederseniz kimse kalmaz tanrılara adak adayacak,hiç kimse kurban ekmeği sunmaz ve saçmaz sunuları” .Zaten neredeyse tüm mitolojilerde baştanrıların insanlığı yok etmeye çalışmaları ama ardından kendilerine sunulan kurbanlar ile yatışmaları meşhurdur.

Zeus kimbilir kaç soy yaratmış;sonunda yaptığını kendide beğenmemiş ve bu soyları büyük seller ile yok etmiştir.Zeus’un son tufanından kurtulan tek insan Deukalion ve karısı karaya çıkınca tanrının hışmından ancak kestikleri bir kurban ile kurtulabilmişlerdir…Bu tufan miti aynen Sümer’lerde de vardır.Yanlız kurtulan adamın adı Deukalion değil de Ziusudra’dır;”Ve Utu (güneş tanrı),kahraman ışınlarını geminin içine soktu,Kral Ziusudra,o zaman ,Utu’nun önünde yerlere kapandı,kral ona bir sığır kurban etti ve bir koyun öldürdü”(Nippur koleksiyonu).
İşin garibi aynı öykü Tevrat’ta da yer alır.İnsanlardan hoşnut olmayan Rab AllahTekvin bölümü 6:17 de”Ve ben,işte ben,kendisine hayat nefesi olan bütün beşeri yok etmek için yeryüzü üzerine sular tufanı getiriyorum;yeryüzünde olanların hepsi ölecektir” der ve dediklerini aynen yapar.Rab Allah insanlığı ancak kurtulan tek kişi olan Nuh prygamber “her temiz hayvandan ve kuştan”birer kurban verince affetmiş(8:20) ve “Artık yaşayan şeyi,ettiğim gibi,tekrar vurmayacağım”demiştir(8:21)

Kurban işlevi çeşitli amaçlarla yapılmış bin yıllar boyunca.Bu amaçlardan bazıları ise bayağı ilginç.Mesela Asur’da ve eski Yunan’da kurbanın kehanet amacı ile yaygın olarak kullanıldığı bilinmekte.Anabasis adlı eserde 6.kitap 4/19 da:”Mutlaka bir çıkış hareketi yapmak gerekiyordu.Bu amaçla kurban kesilip tören üç kez tekrarlandı.Ama kurban falları hep elverişsiz çıktı”der.(Düşmana saldırmak için).Önemli kararları kurban verdiği için baş komutan olmak kolay olsa gerek Yunan ordusunda.Oysa enteresandır Baş komutanlarda zaman,zaman ayni yöntemle seçiliyormuş.Aynı kitapta komutan Kleandros2un baş komutan olmasına kurban falının mani olduğu da yazılıdır.Tüm orduarzulamaktadır Kleandros’un başkomutan olmasını.Bu nedenle zavallı adam evet yanıtını alabilmek için,bu kez üç defa değil tam üç gün kurban keser,elverişli belirtiler elde edemez ve vaz geçer.(6.bölüm).

İnsan oğlunun tanrıların yardımını sağlamak için kurban kesmesinin tarihi çok eski çağlara dayanıyor.Sümer’lerin Gılgamış destanında Kral Gılgamış yeraltına inmeden önce Güneş tanrısının yardımını sağlamak için kurban keser:”Gılgamış bembeyaz bir oğlak kesti,göğsüne kahverengi bir oğlak,bir sunu sıkıştırdı…Göksel Utu’ya dediki”Ey Utu,ülkeye gitmek isterim,müttefikim ol”.
“ İlyada 1/40”da ise Apollo rahibi Khryses’in tanrıya ettiği dua ilginçtir.Komutanlardan biri adamı iyice kızdırmıştır.Khryses Apollo’ya dua eder ve önceden yaptığı yatırımları hatırlatır.”Ey Apollo,dinle beni,bir gün sana yakışır bir tapınak yaptıysam,boğaları keçileri kurban edip yağlı butlarını yaktıysam senin uğruna;şu dileğimi tez elden yerine getiriver”.Apollo bu anımsatmadan sonra Yunan ordusuna günlerce Veba okları yollar,askerler salgından kırılır.Komutan Achileus(Aşil) şaşkındır,neler olduğunu anlamamaktadır bir türlü. 65.Bölüm:”Gelin bir biliciye soralım,o söylesin Apollo’nun bu büyük öfkesi niye?Adakmı yakmadık,100’lük kurbanlarmı kesmedik?”(Bundan sonra olanlar zaten İlyada destanının konusu,olayın sonunu merak edenler bi zahmet okuyuversin bu müthiş destanı,inanın batılılar bile ezbere biliyorlar yahu.Sonra anlatılanlar ve kişiler gerçek).

Bu Yunanlılar zaten bir alem.Pers’ler Atina’ya saldırıp,ülkeyi ele geçirmek üzereyken bile kurbandan medet ummuşlar.Anabasis 3.kitap 11/12:Tam yenilmek üzereyken Yunanlı’ların Artemis’e öldürecekleri düşman sayısı kadar keçi adadıkları yazılı.Adamasına adarlarda,bir sonuç alamazlar.Pers ordusu ilerlemektedir.Son çare (son pazarlıkmı demek lazım) bu adaklarına ek olarak her yıl 500 keçi kurban edeceklerini eklerler(.Gariptirki Pers’ler birden yenilir)

İnsanoğlunda kurban kestiğinde tanrı ile arasında olan o aşılması güç uçurum biraz kapanıyormuş gibi bir kanı var.Satanist’lerde bile…Onlarda karanlıklar efendisini çağırmak için ayın üçüncü günü,saat geceyarısı on iki bir arası,ıssız veya terk edilmiş bir yerde yaparlarmış ayinlerini.Boynuna mine çiçeğinden örülmüş yeşil bir kurdele ile bağlı bir çelenk geçirip bir keçiyi kurban ederler,etinide yakarlarmış.Bu yakma işi Müslüman’lara yabancı olsada başka inanışlarda hayli yaygın.
Ovideus Metamorfoz adlı yapıtında Akhileus’un verdiği bir bir şöleni anlatır:”Yaklaşmış bayram günü,Athena’ya adanan boğazlanmış boğanın kanı ile,Adağın kutsal bölümlerini ocağa koyup,yanan etlerin kokusu havaya yayıldığında,sevgili tanrılar içindi bir bölümü”.Kurbanın etini yakmanın gerisinde yayılan dumanla kurbanın ruhunun göğe çıkıp,tanrıya ulaştığı düşüncesi yatar.İlk başta saçma gibi görünen bu inanç aslında sanıldığı kadar anlamsız olmayabilir,Çünkü Tevrat tekvin bölümünde aynı bilgi vardır.Tufandan kurtulup karaya çıkan Nuh peygamber hayvanları kurban etmekle kalmaz,üstüne üstlük etleri yakarda.Rabbin ise insanlığı ancak kurban etlerinin “hoş kokusunu koklayıp”affettiği yazılıdır 8:21’de.

Kurbanlar çeşit,çeşit olabiliyor.Yanlız koyun,keçi veya insan değil.O esnada kan aktığı için ilkel kavimlerde bakireyle sevişirken akan kan tanrıya adanırdı.Çağımızda bu çeşit kurban genelde Satanist’lerde var.Bakireyi kurban edende tarikatin lideri.Asıl amacını Şeytan kılığına girip izale ediyor.Ninja’lar parmak kurban ederler,Ünlü büyücü Rollo Ahmet’de kendisine maji yaptırmaya gelenlere,sonucu daha keskinleştirebilmek için parmaklarını kurban etmelerini teklif edermiş.Dahada ilginci saç kurbanı var.Yine İlliyada ve.Odysseia 24:45 de de örneğine bir dolu rastlanıyor. Akhileus’un ölümü ile askerlerin saçlarını tanrılara adamak için kestikleri yazılır.Zaten Akhileus’un ölümünede bu saç kurbanı meselesi neden olmuştur.Komutanın saçları babası kral Peleus tatafından Tselyada Sperkheios ırmağına savaştan sağ dönmesi için adanmıştır.Bu sebepten savaşın sürdüğü dokuz yıl boyunca gür sarı saçları hiç kesilmez.Ama sevgilisi Patroklos ölünce kahramanımız saçlarını onun ruhuna adar ve keser(23:145).Belkide bu yüzden baba toprağına sağ dönemez Akhileus.Bu garip saç kurbanının anlam kazanmış bir halinin İslam’da da var olduğunu duyunca şaşırmayın.Adı da Akika.Bir bebek doğduktan yedi gün sonra saçları ve bir kurbanlık hayvan Allah adına kesiliyor ve saçlar tartılıp ağırlığınca altın fakirlere dağıtılıyor.Bu aslında İslam öncesine ait bir gelenekmiş ama peygamberce uygulanmaya devam etmesine izin verilmiş.Anlattığım garip kurban objelerinden birine daha önceki bir yazımda değinmiştim.Penis:Özelliklede Anadolunun o meşhur ana tanrıçası Kybele adına yapılırmış bu tören.Mistik,esrarengiz ve büyüleyici olduğu bir çok kitapta yazılı.Ayinlerde çalan müzikle zevke gelen rahipler bıçağı kapıp penislerini kökünden kestikten sonra toprağa gömüyorlarmış.Bu toprağa gömme işlevi ise Toprak ana ile özdeşleştirilmiş olan Kybele ile çiftleşmek.Böylece gelecek bahar için toprağı gebe bıraktıklarına ve bereketlendirdiklerine inanıyorlarmış.Zaten Kybele’nin genç sevgilisi Attis’de penisini kesip toprağa gömmüş.Kybele’nin aynı zamanda Amazon’ların tanrıçası olduğunuda bilmem söylemeye gerek varmı?

Bu ayin beklide sünnet’in ilk haliSünnet sırasındada kesilen parça toprağa gömülmezmi?
Allahın emri ile ilk sünnet olan peygamber Hz.İbrahim’in İÖ:1263 de doğduğu kabul ediliyor.Kybele tapımının yaşıda ortalama aynı.Belki biraz daha eski.Hz.İbrahim Filistin’de,Kybele Anadolu’da.Bu geleneğin aslında Mısır’da da olduğundan Heredot’un bazı yazılarında söz ediliyor.Çeşitli halklar bu geleneği Mısır’dan almış olsada aslında kaynağı çok daha eskilere uzanıyor.Hicret İS:622 yani sünnetin kaynağı İslam öncesine dayanıyor.Bu nedenle insanlığı Penis kurbanından ayırmak için Tanrıca emredilen bir işlev olduğunu düşünmek için yeterli kanıt var.Çünkü sünnet’de bir ayin.Toplanılıp dua okunmuyormu?Tek fark tümü değilde ucu kesiliyor Tanrıça’ya değilde Tanrı’ya…
.(burada bazı arkadaşlar herkezin bildiği sünnet’in hikmetlerinden dem vurup lütfen tartışma açmasın.Sünnetsiz toplumlardada penisin çalışma prensipleri aynıdır ve gayet sağlıklı aileler çoğunluktadır)

“Eee bu yazdıklarının Tanrıyla ne alakası var,hani Hıristiyan’lık,hani İslam.Zaten bu yazdıklarında mitolojik olaylar” dediğinizi duyar gibi oluyorum.Başlıktaki” Tanrılar”kelimesi o tanrının sizin tanrınız olduğu anlamına gelmez.Ama O onların Öbürü bizim tanrımız diye düşünmenizi de haklı kılmaz.Cahiliye devri,Mitoloji,Hayal mahsulü de diyebilirsiniz,o zaman sorun bakalım 1000 yıl sonra yaşayacak insanlarında şimdiki dinlere,yaşanan olaylara mitoloji deme hakkı varmı.

Devam Edecek...

Part 2:İslam'i Kurban ve Metafizik Teori...

17 Nisan 2009 Cuma

Tanrı Ayağa Kalk...

Binlerce yıldır,insanlık iyinin ve kötünün arasında sıkışıp kaldı;Tevrat insanın yaradılışından beri kötülükle savaştığını sandı ama zafer çoğu zaman kötülük tarafından kazanıldı…

Din bilimciler Tanrı ile Şeytan arasındaki anlaşmanın iç yüzünü anlamaya çalışıyorlar.Tanrı neden kötülüğe izin veriyor?Neden çocuklar ölüyor?Suçsuz insanlar zulüm görüyor?Hitler,Saddam,Stalin gerçekten kötümüydüler?Yoksa onlar dev bir sistemin birer parçasımı?Ya insanlık kendini yok etmeyi başarıp kötülüğü yenebilirse,iyilik kalırmı?İkisininde olmadığı bir dünya nasıl olur?

İncil’de “Eyüp kitabı”nın başlangıcında korkutucu ama aynı derecede ihtişamlı bir bölüm vardır;KÖTÜLÜĞÜN GİZEMİ bence burada saklıdır;ALLah ve ŞEYTAN karşılıklı konuşurlar ve Allah,Şeytan’a sorar;”Ve Rab Şeytan’a dedi;Nereden geliyorsun?Ve Şeytan Rab’ba cevap verdi;Dünyayı dolaşmaktan ve orada gezinmekten…(sonra Allah ve Şeytan bir anlaşma yaparlar).Eyüp peygamber çok acı çekecek ama sabredecektir,her şeyini kaybedecek ama Allah’a şükredecek,Şeytanı ise lanetliyecektir....(Allah’ın soğuk ve alaycı uslubuna dikkat)

Şeytan daima dolaşır;sınırları,çok büyük uzaklıkları aşar.Uydulardan onun hareketlerini takip edebiliriz.Uzaydan çekilen fotoğraflar aydınlık ve nettir fakat haritaların çoğunda lekeler ve birde büyük leke görülür.Üçüncü ve Birinci dünya ülkelerinin üzerinde kötülüğün damgası vardır.Kasırgalar,tayfunlar etkindir,kıtlığın,cinayetlerin, savaşın neden olduğu katliamlar yaygındır.Her yerde soykırım vardır;Gerçek buz gibi bir sonsuz boşluk olarak bizi sarar…

Sabah ve Akşam haberlerini medyadan izlerken,karşımızda doğasal kötülüğü buluruz(örneğin Bengladeş’te bir salgın,Kanserden peşpeşe ölenler,Aıds,Bir deprem veya bir kasırga)Acaba kim sorumludur?Doğamı yoksa onun eliyle Tanrının bize verdiği bir cezamı?Ya diğerleri?Gzegende yaşayan her erkek,her kadın,her çocuk ve her hayvan hatta bitkiler sürekli korku içinde,kötülüğün onları ziyaretini bekliyor.Kötülük size nerede olursanız olun kılığını değiştirip her an gelebilir.Acaba Güney doğuda bu gün kaç kişi ölecek?Orta Amerikada kitle ölümleri nerede olacak?Güney Afrikada ırk çatışmaları kaç kişinin yaşamına mal olacak?Kaç baba yada anne küçük çocuğunu öldürecek?Namus adlı ilkel güdü,kaç kişinin kanını içerek bir kez daha orgazma ulaşacak?Silah satış rakamları kaçları bulacak?Sadece daha lüks yaşamak için uyuşturucudan kazandıkları parayı arttırmak isteyenler,satışları arttırmak için daha neler yapacaklar?Sizin mahallede kaç hırsızlık ,kaç gasp,kaç Taciz ve tecavüz olacak,kaç kızın kafası kesilip çöpe atılacak?Kendi inancını birine kabul ettirmek için kolayca öldürmeyitercih edenler,hala Cennette yer bulacaklarını sanacaklarmı?KÖTÜLÜĞÜN MENÜSÜ çok zengin,O iyibir GURME…


Acaba kötülük son 5 yıl öncesinden dahamı fazla,yada 500 yıl öncesinden?Yakın geçmişin birkaç yılına bakarsak beklenmedik olaylarla dolu olduğunu görürüz;Komüniz’in çöküşü,ırk ayrımının sarsılması,soğuk savaşın bitimi ve nükleer silahsızlanmaya gidiş,büyük güçlerin tükenişi,Hitler,Stalin,Çavuşesku stili yöresel vahşetler,skandalların ve rezaletlerin genelde örtbas edilmesi ve vb…

Artık”TARİHİN SONU”ndayız.Batı ve çoğulcu demokratik sistem doruk noktasında;daha ötesi yok;Uydulu ve bilgisayarlı iletişim,küresel iş kavramının değişmezi olmuş durumda.İnsanlık “Görülecek şeyleri zaman bize azar,azar getiriyor ve nedenler ışığın kenarında beliriyor içinde değil”diyen Lucretius’un sözünü anımsıyor.Tüm olumlu gelişmelere rağmen,Dünya gittikçe kararıyor.(Yada zaten karanlığın içinde)…


İnsanın derinliklerinde yeri bilinmiyen bir yerde,belki bilinç altı uçurumlarında,kötülük olarak tanımlanan Şeytan’ın Tanrıyla eşit güçte olduğu korkusu ve kabusu vardır.İyiliğe giden kapı daha zor açılır;Bu yaklaşım bizi çok eski bir inanç olan MANAİZM’e götürür (M.Ö. 3.yüzyıllarda ZERDÜŞİZM’den kopan hem Allaha hemde Şeytan’a inanan mezhep)Dünya’da İlahi güçlerle Şeytani güçler arasında sürekli bir savaş vardır..1939 da 2.Dünya savaşı başladı;Albert Camus şöyle demişti;”CANAVARLARIN SALTANATI BAŞLADI”ama birkaç yıl içinde sona erdi.

“Farklı toplumlar farklı yüzyılların ürünüdür”.Buna karşın geçmiş yüzyılların etkilerinin hala günümüzdede sürdüğü söylenebilir.Bir insan bir yılan’ı pişmanlık duymadan öldürebilir çünkü yılan kötüdür,bu bir kültürün sonucudur.Bir Aryen Nazi için ise,bir Yahudi öldürülebilir,hatta bunun için sistemler oluşturabilir.Misissipi'de bir zenciye işkence edip,asabilirler.Bu örneklerde kişisel düşmanlıklar yoktur;kitlesel ve kültürel nefret geçerlidir.Öyleyse kültürel ve geçmişten gelen kültür birikimleri zararlı ve yok edicidir.Bu yüzyıl,bizlere Cehennemin nasıl olduğunu acıyla ve kanla öğretti.Kötünün kimyası,kurtuluş rüyalarını lanete dönüştürdü.İyi ve kötü,her insanın düşüncesinde kendi algısı düzeyinde hammadde olarak daima vardır.Kötülük gelir,çizgiyi aşar kişiyle buluşur ve kalp katılaşır,artık acımasızlık ve zulüm başlamıştır.


Acaba KÖTÜLÜK:TANRININ BİR BAŞKA YÜZÜmüdür.İyilik ve kötülüğün mücadelesi insanlık kadar eskidi;oran değişken sayılmaz,kötülük hep önde gidiyor;ölüm dünyada ilk kez bir cinayetle görülmüştü;Habil,Kabil!i öldürdü;Tevrat böyle başlar ve tüm dinler bunu böyle kabul eder.İki erkek vardır ve biri öbürünü katleder.Milyarlarca insanı denetlemekte zorlanmasını belki makul kabul edebiliriz ama daha henüz 4 kişi varken üstelik bunlardan enaz ikisi Peygamber’ken bir cinayetin meydana gelmesi şahsen benim onun adaletini sorgulamamı,hatta cinayete göz yumduğunu düşünmemi haklı kılmazmı?

O nun Şeytan’la yaptığı pazarlığın bilmediğimiz bir yönü varmı?Belki tanrının başka düşünceleri vardı?Belki Tanrı için insanlar hayvanlar gibidirler yani canlı,ilginç ve hatta besleyici.İnsanlık hayvanlara soykırım uyguluyor ve belki Tanrı da bize aynı yöntemi uyguluyor.Acaba çektiğimiz acıların Tanrı için başka bilinmeyen bir anlamımı var?Kötülüğü var eden Tanrı” kötülükten ben sorumlu değilim,her şeyi Şeytan yaptı”diyebilirmi?İlahi bir adaletten söz edeceksek KOZMOS’un orta yerinde mahkeme kurulmalı,tarihin tüm mazlumları birer birer dinlenmeli ve İLAHİ ADALET’in tarafsız YÜCE HAKİM’i Tanrı’yı yargılamalı ve tutanaklara geçmesi kaydı ile;”KARAR: TANRI AYAĞA KALK.Yaz kızım…Adına Tanrı denen,yaratıcı ve adil olduğunu iddia eden sanık;Tarafımızdan SUÇLU BULUNMUŞTUR”demelidir…
Sedat Derki:İddia ediyorum böyle bir mahkemede hiçbir avukat Tanrı’yı savunmaz...

Hikayecik...

Yıl 2010 Venüs projesini başlatmak için tüm dünya liderleri bir araya geldi.
Bu projenin amacı dünyadaki bütün iletişim sistemlerini ve bilgisayarları bir ana beyinde toplamak idi.Ana beyine ve tüm projeye Venüs Projesi adı verildi.
Artık saniyeler sonra o müthiş an gelecek ve gelmiş,geçmiş tüm bilgiler bilgi nehirleriyle bilgi okyanusuna akacak cevapsız hiçbir soru kalmıyacaktı.
Barack Hussein Obama elini şaltere uzatırken bir yandanda sorulacak sorunun ne kadar isabetli seçildiğini düşünüyordu.Bütün bilim adamlarınca cevabı aranmış,bulunamamış o soru.GERÇEKTEN BİR TANRI VARMI?


Obama şalteri indirdiğinde bir an gücü hisseder gibi oldu,tüyleri ürpermişti sanki.Venüs projesinin klavyesine o soruyu yazdı.Bir an tereddüt eder gibi oldu,acaba gerçekten cevaplanması gereken bir sorumuydu bu.Saatler gibi geçen tereddüt saniyelerinden sonra ENTER tuşuna bastı…
O an dünyanın tüm enerjisi sanki toprağa aktı,ortaya çıkan manyetik akım tüm elektronik sistemlerin artıkVenüs Projesinin hizmetinde olduğunu kanıtlar gibiydi.Ekranda saliseler sonra ortaya çıkan yazıya göz ucuyla bakan Obama ne büyük bir hata yaptıklarını anlayarak şalteri kapatmak için hamle yapmaya hazırlanırken çoktan düşünceleri okunmuş ve atomlarına ayrılmıştı bile.Meydanı kaplayan toz bulutu yavaş,yavaş dağılırken tek hareket eden ekrandaki yanıp sönen yazıydı."EVET ARTIK GERÇEKTEN BİR TANRI VAR"

Kötülüğün Paslanmaz Çelik Kutusu Açılınca Mozart'ın Müziği ile Silah Sesleri Aynımı Olacak?

Sadece yurdumuzda değil,gezegenin çoğunluğunda,yazılı ve görsel basın öncelikle ve dahada doğrusu genelde sadece kötü haberleri veriyor.Terör,cinayetler,ahlaki sapıklıklar,skandallar,ciddiyetsiz sulu sepken yayınlar birbirini izliyor;sanki bir modayla karşı karşıyayız.Oysa kimse kötülüğün teşhirinin iyileştirici olmadığını aksine daha çok kötülüğü davet ettiğini düşünmüyor.Cinayet,cinayetleri davet ederken,terör keyifle reklamını yapmayı sürdürüyor.Dinsel istismarın dışında,yapıcı,iyileştirici,huzur verici yayınlarahemen hiç rastlanmıyor.Bir şeyler yanlış ama kimse görmek istemiyor;fark edenler ise yeterince konuşmuyor.Hitler'in İsrail'in babası olması hayalinde olduğu gibi,gazete ve tv'lerde habercilik saplantısı yenilenip bir reforma gidilse,ekranlar,sayfalar kandan,vahşetten arınsa acaba ne olur,neden kimse en azından denemiyor."Bireysel veya örgütsel terörün başarılı olmasının tek yolu sadece yaratıcılık''(Bakunin)değilmi?Biz buna çanak tutmuyormuyuz?Sofrada yemeğin başında kanal değiştirsek dahi kurtulamadığımız kopuk kelleleri,parçalanmış vucutları seyretmemizin bedeli nedir?Ya çocuklar ne ödüyorlar?Basit katillerin,yüzsüz dolandırıcıların ve düzeysiz siyasetçilerin ekrana çıkmaktan,fotoğraflarını görmekten duydukları zevki muhakkak biliyorsunuzdur.Kötülüğün nefesinin yayılmasına izin verilmemeli,bu bulaşıcı negatif enerji iletişimle daha kolay,daha etkin yayılıyor olamazmı.Antik kültürlerin getirdiği yıkıcılığı anımsayarak,geleneksel iletişimede artık bir son verilse daha güzel bir Dünya'mız olamazmı???

Gelişimin önündeki engel:İNANÇLAR

"Dağları delen,göklerde uçan,gözle görülmeyen yıldızlara kadar her şeyi gören,aydınlatan,inceleyen uygarlığın kudretli ve ulvi ışığı karşısında,orta çağ zihniyetiyle ve ilkel inançlarla yürümeye çalışan milletler mahvolmaya veya en azından esir ve ziyan olmaya mahkumdurlar" M.K.ATATÜRK 1946 yılında 6.yüzyılda kurulmuş olan st.Caterina adlı ortodoks manastırını ziyaret edenler rahiplerin hiçbirinin 2.dünya savaşından haberlerinin olmadığını 1.dünya savaşını ise çok azının bildiğini hayretle görmüşlerdir...Bilinen tüm tarih içinde Hz.İsa döneminde yaşanan tarihi olaylar hakkında yazılan ilk belge,bir İngiliz eğitimcisi olan Bede tarafından MS 700 yılında yani İsa'dan 700 yıl sonra yazıldı... HYPATİAArkadaşlar sanırım bu ismi pek bilenimiz yoktur,yada tarihin tozlu sayfalarında anılmaya dahi değmez biri olduğunu düşünmüşüzdür.Oysa Hypatiya gericiliğin ve ilkelliğin ilk kurbanı İskenderiye'nin çağlar ötesi bir düşünürüydü....Adı HYPATİA idi.İskenderiye kitaplığından saçılan aydınlığın son ışığıydı o.Onun paramparça edilerek öldürülüşü,kuruluşundan 700 yıl sonra kitaplığın yokedilişiyle ilgilidir...Kadınların elinde çok az olanakların bulunduğu ve onlara eşya gözüyle bakıldığı bir dönemde,Hypatia serbestçe ve kurallara aldırış etmeden dolaşırdı.Her yönden çok güzel bir kadın olduğu ve peşinden koşan çok erkek olmasına rağmen hiç evlenmediği biliniyor.Yaşadığı dönemde Hristiyan kilisesi yeni doğmuştu; gücünü kökleştirerek putperestliğin etkisini ve kültürünü silmeye çalışıyordu.Hypatia bu köklü sosyal güçlerin patlama noktasında dedantör rolündeydi.Baş piskopos Cyril,Hypatia'nın Romalı valiyle yakın dostluğunu,bilgisini,öğrenimini ve bilimin simgesi olmasını hazmedemiyordu.Bilimin putperestlikle eş değer tutulması nedeniylede ondan nefret ediyordu.Hypatia yaşamının tehlikede olduğunu biliyordu ama öğretilerini yaymaya devam etti.415'te yolda kıstırıldı,elbiseleri parçalandı ve katiller ellerindeki deniz kabuklarıyla Hypatia'nın etlerini kemiklerinden kazıdılar,kalıntısı yakıldı,eserleri yok edildi ve adı unutuldu.Cyril'e ise azizlik payesi verildi.Hypatia'nın öldürülmesinden sonra kitaplığın son kalıntıları da yok edildi.Bu olayla tüm uygarlık,belleğinin,keşif ve icatlarının,düşünce ve ihtiraslarının büyük bir bölümünü yitirdi.Yakılıp,yıkılan yapıtların bazılarının bölük pörçük ancak başlıklarını ve bazı yazarlarının adlarını biliyoruz.Kayıp çok büyüktü...Sophocles'in 123 yapıtından günümüze sadece yedisi gelebildi.O görkemli kitaplıktan günümüze tek bir kağıt tomarı bile kalmadı.İşte bu yüzden İskenderiye öncesinin binlerce yıllık büyük Mısır uygarlığını bilen ve değerini anlayanda azdır.Geçmişle bağlarımız çok zayıf ve ince...Geçmişimizi ne denli az biliyoruz.Hayret edilecek bir durum...Kozmik evrimin kanıtları İskenderiye kütüphanesindeki papirüs tomarlarından daha kötü silinip süpürülmüştür.Bizler bize dikte ettirilen,ezberletilen bir takım hurafelerin ve uygulayıcılarının elinde kukla olmaya mahkum edilmiş yaratıklar değiliz.Bizler yeni çağın yazıcıları ve öncüleri olmalı,bilimin doğru s.aydığının dışında doğru aramamalıyız.Biz bu küçük gezegenimizde nadir fakat tehlikeli bir türüz...